waters’ın düşük bütçeli filmlerinde divine’ı, 16mm lik kurgu bilim ve korku filmlerindeki lateks canavarları “kötü zevk”in suyu hürmetine saygıyla izleyip, tartışıp parlatılmış yeni dünya düzeninin saçlarını ağartacak denli garip bu filmlere methiyeler düzerken, dünyayı kurtaran adam’dan yaralı kurt’a ipin her iki ucunda da oynamış cüneyt arkın’ı hiç iplemedik.

lynch’in film şirketi propoganda films’in adını duyduğumuz merakı arkın’ın malkoç film’ine duymadık ve natuk baytan hiç waters kadar çekici gelmedi. eraserhead’den sonra yarattığı bilinçli kiç dünyanın ardına saklanıp işi götüren lync’in, amatörlüğü elinden alınınca telaşlanan waters’ın objektif platformda arkın ve baytan’dan farkları yok oysa. fark yalnızca ambalajda. ideolojilerin “out”, için doldurulmamış bireyselliğin “in” olduğu, nörotik liberal engin ardıç’ın yükselen değerlerinin yılmaz bekçisi zafer mutlu’nun, beğenmediği filme “hay allah belanızı versin” diyecek kadar kibarlaşan “küçük ekran’ın ahlak zebanisi erdoğan sevgin’in, mehmet barlas ve ümit aktan’ın, feodal değerlere parmak basmak uğruna kadirizm bayrağına sarılıp savcı odasında sübyancıyı tokatlayan kadir’in, pişmiş kelle ve üff’ün, müjdat gezen’in borsa ve askerliğin olduğu bu müthiş dünyada cüneyt arkın ve filmleri ömer madra’nın filtresiz gauloise’ından ciğerlerimize çektiğimiz derin bir nefes gibi: baş döndürmüyor ama iyi geliyor.

mondo trasho