Sorumluluklardan kaçmak, anlık zevklerin kalp atışlarımızı hızlandırması hoşumuza gidiyor biz insan oğullarının. Dini bilerek ya da hissederek reddetme sorunsalının altında yatan nedenin bu olduğunu düşünüyorum zannımca. Dine uymamız gerekirken din bize uymadı diye reddetmek kolay geliyor elbette. Fakat ileriyi düşünmüyoruz. Düşünürsek kural bozulur çünkü. -anı yaşamak lazım ya.-

Bir de dini modaya uydurup “muhafazakâr” adı altında saçma işler yapan, dini rant sağlamak için kullanan insanlar var. Onlara bakıp bu mudur yani diyoruz. Antitez güçlenmiş oluyor. Zaten bu “reddetme tarzı” da modernizmin bir meyvesidir. Popüler kültür dini kısıtlayıcı olarak görür ve modernizm özgür(!) insanları sever.

Ruhu doyurmayı beşeri yollarla deniyoruz. Anlık zevk konusuna geliyor yine mesele.

Zamanla yaşadığımız acıları büyütüp büyütüp depresyon dağları yaratıyoruz geleceğe giden yolumuzun üstünde. Sonra sebep olarak hayatı buluyoruz. “Hayat bizi bu hale getirdi” klişesi dökülüyor dillerden. Ya da felek, kahpe felek hani. Aslolansa her şeyin altında kendi seçimlerimizin yattığı. Aslolan bu kader oyununun bile bizim seçimlerimize göre değiştiği. Ama böyle olduğunu kabullenmeyiz. Başımıza hep kötü günler gelir, kimsenin bizi tam olarak anlayamadığı, kimsenin yaşamadığı dertler. Ve Tanrı yardımını esirgemiştir hep. Kötülüğümüzü istemiştir. Bu sonuca da varınca oyun biter işte. Din dilden düşer. Yürekler susturulur. Eksiklerimizi maddiyatla doldurmak için çırpınmaya başlarız. Başladık, başladılar belki siz de başlamışsınızdır.

Gerçeği bilirken vicdanımızın hiç rahatsız olmaması yüzsüzlüğümüzü yüzümüze mi vuruyor dersiniz?

– kimyasaltepki