Hayatta hiçbir şey tamamlanmaz zira hayatın akışını bir doğru şeklinde görmek yanılsamadır- hayatta kalabilmek adına üretilmiş bir yanılsama. Anın içinde kalabilmek, şeyleri kendi için bir nesne şeklinde, bağımsız bir halde görebilmek için mutlaka belli bir yanılsama perdesi çekilmelidir. Anın içinde, gerçekliğin yaşandığını ilan eden bir yanılsama.

Doğum anındaki tamlıktan kopuş, eksikliğin varlığa girişi ve arzunun, bu eksikliğin yerini doldurmak adına peşinden koştuğumuz arzunun asla ele geçirilemeyecek bir yanılsama olduğu gerçeği, sürekli gözümüzün önündedir. Burada Lacanyan bir söylem ile şunu diyoruz:
“Evet, bunu çok iyi biliyorum ama…” Yanılsama, yanlış-tanıma bilme kısmında değildir, hepimiz aslında ne olduğundan haberdarızdır, eksiklikten, arzu nesnesinin kaçışından ve aslında gerçek olmayışından, asıl yanılsama devreye eylem kısmında dahil olur, “Nevrotik iç sıkıntılarımın bana içkin olduğundan gayet haberim var ama yine de onları geçirmeye, sanki bir çözümleri varmış gibi arayış içinde olmaya devam edeceğim.” Bu nedenle, eksikliğe Baudrillardcı mânâda kusursuz bir cinayet diyebiliriz, bir cinayet olduğu belli lâkin fail asla bulunamayacak.

Cioran Tarih ve Ütopya’sında diyor ki: “Yolum hangi büyük şehre düşse, orada her gün ayaklanmaların, katliamların, aşağılık bir kasaplığın, bir dünya sonu kargaşasının başlamıyor olmasına hayran olurum(…) Aslında birbirilerinden nefret etmekte ama nefretlerinin bile hakkını verememektedirler. Bu vasatlık, bu güçsüzlük toplumu kurtarır, istikrarını teminat altına alır.”

Sosyal anlamda yanılsamanın, eylemin yanılgı içinde olmasının yararı budur. “Ülkemdekilerin çoğunun vasıfsız ve ilerleme için engel teşkil ettiklerini biliyorum ama…” İşte burada Cioran’ın vasatlık olarak dile getirdiği bilinçdışı yanılsama, birbirimizi öldürmememizi garanti altına alır, bir anlamda medeniyeti kuran ve sürdüren temeldir. Bu bilinçdışı yanılsama perdesinin bir anlığına ortadan kalkması ise ancak ve ancak tekerrür ile gerçekleşebilir, bir olayın asıl anlamı ancak onun tekerrürü ile anlaşılabilir, lâkin bu bilgi de gizli kalmalıdır. Rosa Luxemburg’un İşçi Devrimi hakkında belirttiği gibi: “Başarısız devrim denemeleri aslında işçi sınıfını doğru şekilde devrim için eğitmektedir.” ama işçi sınıfı bunu bilmemelidir zira bu revizyonizme götürecek yoldur.

Bireysel alana geri dönersek, “Hayat ölümden daha fazla korku uyandırıyor, asıl bilinmeyen hayatın ta kendisidir.” derken elbette kişinin bireysel geçmişinin anlamının bilinmezliğinden bahsetmiyor Cioran, şimdiki zaman ve gelecek zamanın bilinmezliğinden bahsediyor yani doğrusal zaman yanılsamasının getirilerinden. Hegel’in bahsettiği Minerva’nın baykuşu örneğinden yola çıkarsak, geçmişin manası ancak tamamen yaşanıp bittikten sonra anlaşılabilir, yani tekrar-düşünme, tekrar geriye bakış gereklidir geçmişi anlamlandırmak için. Kendi kendimizle çelişmemek için de geçmişi değiştiririz, geçmişle aramıza bir yanılsama perdesi koyarız ki iç huzursuzluğumuz ve kişisel değişimlerimiz bizi kendi ikiyüzlülüğümüzle karşı karşıya getirmesin. Belleğin geçmişi tekrar yaratımı, hepimizin delirmemesi için gereklidir.
Yanılsama, tüm tarihin antidepresanıdır.