öfke ya da “look back in anger” ikinci dünya savaşı’ndan sonra ingiliz toplumununda ve özellikle gençlerde ortaya çıkan yitik, öfkeli, mutsuz ve geleceğe dair umutsuz tavırlarını konu eden john osborne oyunu. jimmy adlı karakterin oldukca sinirli ve hiçbir şeyden memnun olmayan hali oyunun temel odak noktası. jmmy için ne uğrunda çaba harcaması gereken bir amacı ne de sürekli sınıf çatışması yaşadığı eşiyle yürütmesi gereken bir evliliği var… şeklinde bir hikayemiz mevcut. aynı hikaye 1959 yapımı yeni dalganın öncü filmlerinden bir “tony richardson” filmi aynı zamanda. ingiliz klasiklerine ilgisi olanlar pişman olmayacaktır.

Link filme gider..

“Onun gibi insanlara yer yok artık. Ne cinsiyet, ne siyaset, ne de başka bir konuda. Boşuna dövünmesinin sebebi bu işte. Bazen, onu dinlerken, sanki hala Fransız İhtilali’nin ortasındaymış gibi düşündüğünü hissediyorum. Aslında o zamanda yaşaması gerekirdi. Nerede olduğunu nereye gittiğini bilmiyor. Hiçbir şey yapmayacak, hiçbir zaman da değeri olmayacak.”

“Dört başı mamur bir haksızlık bu! Hep yanlış insanlar aç kalıyor, yanlış insanlar seviliyor, yanlış insanlar ölüyor!”

“Seviyorsun sanırım. Evet, inanıyorum, seviyorsun. Belki de seni yenmiş, galip kumandanın kolları arasında uzanmak çok şey ifade ediyor sana. Bilhassa, ordusundan sıkılmış, yorgun, aç ve susuzken.”

“Hepsi de yaşamak acısından kaçmak istiyor. Ve en çok da, aşktan. Aşk hakkında kendinizi aldatmaya çalışmanın bir faydası yok. Ellerinizi kirletmeden, kolay bir iş yapar gibi aşık olunmaz. Kuvvet ve cesaret ister aşk. Ve eğer o temiz, güzel ruhunun bozulmasına dayanamıyorsan yaşamaktan bütün bütün vazgeç ve bir azize ol. Çünkü insanca sevmesini bilemezsin. Ya bu dünyayı, ya ötekini seçeceksin.”

” Düşüncenin ve ruhun; kendi kadar kuvvetli bir şey arayan ateşli, yiğitçe bir yanı olduğuna inanmakta haksız mıydım gerçekten? Bu dünyadaki en sağlam, en güçlü varlıklar, aynı zamanda en yalnız olanlar. Karanlık ormanda, kendi nefesini peşinden giden ihtiyar bir ayı gibi. Ne onu rahatlatacak dostları, ne de ısıtacak bir yuvası var. O haykırış, bir korkağın sesi olamaz değil mi? “