Gerçeklik dediğimiz, kusurlu bir fanteziler zincirinden başka nedir ki!

Nobu=Wataru Kashahara, Japon asıllı bir deneysel müzisyen ve eğer dokuz yüz sayfalık bir kitap yazmış olsaydı, eminim sayfa sayfa okurdum ve her cümlesinden ayrı bir t-shirt yapardım; hiç olmadı Magic 8-Ball için çeşitli cevaplara dönüştürürdüm.
Soru: Bilmem kim beni aldatıyor mu? Cevap: Ben sadece bir katalizörüm. Bütün saplantılar zaten uzayda mevcuttur.
Soru: Hangi mesleğe geçiş yapmalıyım? Cevap: Hayvan cesetleri ve çer çöp toplamak.

Yakışıklı biri olduğunu tahmin ediyorum, çünkü onu fotoğraflarda görmek kolay değil, bütün yakışıklı erkekler gibi o da kendini gizliyor Jared Leto gibi, değil mi? Ayrıca, bana yaptığı şeylerden nefret ettiğini de belirtti. İşte bu, tam da kimin tutkulu bir hayalperest olduğuna dair net bir işaret: Hayal güçlerinin ön gördüğü büyük idealleri gerçekleştiremeyişleri ve yetersizlik hissi, zamanla bastırılmış öfke ve zorlanmaya sebep olur.

Üstteki girişi kaleme aldıktan kısa bir süre sonra, Nobu fikrinin değiştiğini ve ‘nefret’e yönelik ifadesini değiştirmem için bana tekrardan yazdı:
“I am not to dislike drone/ harsh noise— I do not like ‘stylized’ easy drone/ harsh noise made for meditation or paralysis. A lot of they are! I want to pursue pure feeling of quality and movement of sound.”
“Drone/ Harsh’ı seviyorum fakat sırf meditasyon veya kendinden geçmek için stilize edilmiş, basit drone/ harsh’ı sevmiyorum. Bunlardan çok var! Ben, Ses’in kaliteli ve saf hareketlerini izlemekten zevk alıyorum.”

Nobu’nun neye benzediğini bilmediğim gibi, haftalar boyu ekstra sorular yöneltmeme rağmen adamın ne düşündüğü veya ne yaptığını da hala tam olarak anlayamamıştım. Dokuz ömür yetecek kadar deneysel müzik dinlemiş biri olarak ne yaptığı da açıkçası pek umurumda değildi fakat düşünceleri gerçekten ilginçti.

Vice: Size nasıl hitap etmemi tercih edersiniz? Nobu, Wataru veya Kasahara?

NOBU KASAHARA: Nobu Kasahara veya Wataru Kasahara/ Nov Embudagonn, Embudagonn108. Bu kelimeyi tuhaf bir imla ile yazıyorum, gizli bir isim.

Vice: Saplantılarınız var mıdır? Sürekli üzerine kafa patlattığınız şeyler?

NOBU KASAHARA: Ben, geçmiş ile gelecek arasında varolan bir organik yapıyım; dalgayı uzaydan alan ve işi bitiren. Ben, sadece bir katalizörüm. Bütün saplantılar zaten uzayda mevcuttur, ben sadece dinleyicinin en doğru şekilde algılamasına yardımcı oluyorum. Bu yüzden akıl hastalarına ve dışlanmış insanlara yakın görüyorum kendimi. Tam da bu yüzden hayvan cesetleri ve çer çöp toplamakla uğraştım; amacım daha kuvvetli bir manyetik alan oluşturmaktı. Eğer bana “Gerçekliğe mi yoksa hayâle mi tutunursunuz?” diye sorulsa ben “Hayâle.” derdim. Gerçeklik dediğimiz, kusurlu bir fanteziler zincirinden başka nedir ki! Hayâller olmadan yaşayamazdık. Bir ara video-film işlerine de girişmek istiyorum, insan karmasının değişik örneklerini ses ve görüntülerle birleştirmeyi düşünüyorum.

Vice: Nasıl?

NOBU KASAHARA: İlk akla gelen fikirler, gerçekleşmemiş fantezilere dair fikirler. İnsanlar makûl olan bir görü yaratmak için gerçeklikle oynuyorlar. Halbuki ben, çoğu kez ayarlamalara girmeden fikirleri anında gerçekleştirmeyi denerim. Neticede birçok beklenmeyen durumla karşılaşılır ve sesler anlaşılmaz yönlere doğru gitmeye başlar.

Vice: İnsanlar sizin hakkınızda ne düşünüyorlar?

NOBU KASAHARA: Kendimi aklı selim biri olarak görüyorum ama komşularım tuhaf biri olduğumu düşünüyor; neden böyle düşündüklerini anlamak güç.

Vice: Sizce neden tuhaf biri olduğunuzu düşünüyorlardır?

NOBU KASAHARA: Bana hep “Sen tuhafsın” diyorlar. Garip bir sesle konuşmam ve kaçık biri gibi davranmam onlara tuhaf geliyor. Sanırım bariz ve berrak hatalardan hoşlanmamı anlayamıyorlar. Önceki komşum kaçtı. Çok uyuz bir kadındı ve ben de onun canını sıkacak çok şey yaptım. Şimdikilerle iyi geçiniyorum. İletişimde yaşanan ufak pürüzlerden ya da istemsizce oluşan uygunsuz durumlardan keyif alan, mutlu olan bir varlığım ben. Çocukluğumda hep civarda yaşayan zihinsel engellilerle ve yaşlılarla arkadaşlık ederdim. Halen zihinsel engellilerin, garip tiplerin ve kaçıkların sözlerini, çıkardıkları sesleri ve hareketleri taklit ediyorum. Kullandıkları kelimeler güçlüdür ve hayatın absürtlüğünü son derece iyi ifade eder. Yetileri kısıtlı kişilerin içine düştüğü kasvet zaman zaman seslerine yansır. Bunun da ötesinde, seçtikleri kelimeler fantastiktir. Onların karmasını bu şekilde özümsüyorum. Yüzeysel görünebilir, ama tekrar tekrar yaptıkça zamanla kişisel bir disipline dönüştü. Hayatımla yüzleşmede uyguladığım bir disipline. İsteyerek bu hataların meydana gelmesini engellemiyorum. Böylece, gerçekle yüzyüze kalıyorum. Neticede ortaya çıkan ses varolmaya devam ediyor.  Bunlar, gerçeklikle fantezinin boğuşmasından geriye kalan yaralar. Benim için, bir şey yapmak karma ile kavgaya tutuşmak demektir.

 Vice: Çocukluğunuz nasıldı?

NOBU KASAHARA: Hayvan cesetleri toplar ve farklı anatomilerde yeniden dizerdim. Cesetleri bağlar, süsler, ufak taşlar ve çiçeklerle donatırdım. Şişeye koyar, az bir miktar boya ile renklendirilmiş su ekler, her gün yavaş yavaş çürüyüşlerini izlerdim.

Vice: Aileniz veya arkadaşlarınız şişelerde hayvan cesedi biriktirmenize bir şey demiyor muydu?

NOBU KASAHARA: Diplomatik bir şekilde arkadaşlarımı da dahil ederdim fakat ailem bir süre sonra benim için endişelenmeye başladı. Birkaç kere psikiyatriste götürüldüm. Bu acaiplikler ergenliğe girdiğimde sona erdi. Çocukluğumda hep hastaydım. Hep tuhaf sanrılar görürdüm.

Vice: Ne gibi hastalıklar geçiriyordunuz?

NOBU KASAHARA: Otointoksikasyon, otonom dengesizlik, gastrit, karabasan, yüksek ateş…

Vice:  Otointoksikasyon mu? Kendini dışkınızı mı yediniz?

NOBU KASAHARA: Hayır. Asetonemik kusma veya döngüsel kusma sendromu bu. Strese bağlı kusma.

Vice: Nasıl para kazanıyorsunuz?

NOBU KASAHARA: 80’lerden beri sesle uğraşıyorum. Çalışırken de devam ettim. Ama son beş senedir müzik ve resme odaklanmış durumdayım. Karım çalışıyor, aylık gelirimizi o sağlıyor; dahası arkadaşlarım da zaman zaman bana destek oluyor.

Vice: Resimlerinizle ne alıp veremediğiniz var?

Performanslarımda birkaç tanesini yokettikten sonra kendi odamda yeniden oluşturmayı denedim. Bu resimleri sürekli yokedip yeniden yapıyorum. Acımasızlığa maruz bırakıyorum ve ardından tedavi ediyorum.

Vice: Skype’tan görüşme yapmamanız beni şaşırttı. Yeni teknolojilerden çekiniyor musunuz, yoksa itici mi buluyorsunuz?

NOBU KASAHARA: Yeni teknolojiler her ne kadar ilgimi çekse de, sırf hayatı kolaylaştırma/ basitleştirme amacıyla geliştirilen teknolojilerle ilgilenmiyorum. İlk bakışta aptalca gelen şeyler yapmayı, yeni teknolojileri yanlış kullanmayı seviyorum. Ancak insanın kolaylığa ve pratikliğe alıştıkça ilkel sezgilerini kaybedeceğini de düşünüyorum.

Vice: Hiç Japonya’nın dışında yaşadınız mı?

NOBU KASAHARA: Yirmilerimin başında Bali’de bir ay kaldım. Sihirli mantarları deneyimlemek için gittim. 2005’te İsviçre’de bir ay kaldım.

Vice: İsviçre ile Japonya arasında ne tip farklılıklar dikkatinizi çekti?

NOBU KASAHARA: İsviçre’de eski ve tarihi birçok şey halâ ayakta. Japonya’nın şehirlerinde eski bölgeler hep yok olmuştur. İsviçre temiz ve zarifti. Japonya’dan daha güvenli bir yer olabilir. Bana pek uygun bir yer değil. Ben daha berduş yerleri seviyorum.

Vice: Japon olduğunuz için memnun musunuz?

NOBU KASAHARA: Japonya’da yaşam benim için acı verici. Ama kültürü ve iklimini seviyorum.

Vice: Madem kültürünü ve iklimini seviyorsunuz, Japonya’da acı verici dediğiniz şey ne?

NOBU KASAHARA: Japonya’da Japon kültürünün, maneviyata çok önem verdiğini düşünen birçok insan var. Halbuki bu kültürün sadece bir yönü. Bir de materyalist ve açgözlü yanı var.

Vice: Pornografi ve şiddete her çeşit toplumda rastlıyoruz. Japonya için ne gibi farklı yönlerinden bahsedebilirsiniz?  

NOBU KASAHARA: Bu anlamda Japonya’da diğer ülkelerden farksız. Ama Japonya ayıp ve utanç kavramlarına duyarlı bir toplumdur, gelenekseldir. Pornografi ve acımasızlık, her zaman içe dönük kişilerde ortaya çıkıyor, çoğu bunu uzun süre saklı tutuyor. Mutsuz bir pornografik anlatıma günümüzde çoğu festivalde hatta ürünlerde rastlamak mümkün. Sansür kurallarının Japonya’da pek yeri yok. Okuyucunun kendi kendine uyguladığı bir otosansür var. Japon medyası şehveti körüklüyor ve insanlar gerçeklikte bu tarz şeyler ister hale geliyor. Bence Japonya bir sanatçının yaşaması için zor bir yer. Devletin yahut yerel yönetimin sanatçıyı destekleyen bir sistemi yok ya da yetersiz. Bu ülkede adalete doğrudan bağlanan tek şey para.

Vice: Ne gibi sesler ilginizi çekiyor?

NOBU KASAHARA: Yaşayan şeylerin sesi. Yemek yerken şapırdayan ağzın sesi. İnsanların tuhaf konuşmaları ve davranışları. Doğaüstü sesler, kelimenin sesi, çocuklardaki ses, delilerin çıkardığı sesler. Hava ve su sesi. Koro sesleri, tesadüfen oluşan kalabalık sesler. Yumuşakçaların çıkardığı kedi benzeri sesler, köpüklerin birbirine sürtünmesi, böceklerin şarkı söylemesi, radyonun gürültüsü… Bu biyonik sesler benim takıntılarım, bozuk makinelerin çıkardığı sesler,  tesadüfi bir yapıya sahip şok edici sesler. Kan kokusunu çağrıştıran sesler, bunlardan tatlı bir gerginlik alıyorum. Ölüm düşüncesi bizlere her ne kadar huzursuzluk verse de yaşantımıza anlam katan da bu. Yaşamın esasları.

Vice: Katılıyorum! Peki hangi müziklerden hoşlanırsın?

NOBU KASAHARA: Çeşitli müzikler dinlerim. Harsh noise veya çok fazla stilize edilmiş drone müzik ile ilgilenmiyorum. Herkesin hoşuna giden müziklerden uzak duruyorum. Rahatsız edici şeylerle duyuları uyarmak istiyorum. Kısacası Hermann Nitsch veya I.Dumitrescu’nun işleri haricinde harsh noise veya drone ile ilgilenmiyorum. Onların ruha işleyen, tekrarlayan, Karma’yı hareketlendirip temizleyen işlerini seviyorum. Müzisyenin, kendine has eşşiz yönlerini ispatlayan müzikleri seviyorum. Özgün beyinlerin, Karma ile bilinçaltı düzeyde kavga ettiğini düşündürüyor. Selten Gehörte Musik, Caroliner Rainbow, Psycodrama, Suckdog, Costes, Sarenco, Wolf Vostell, Wild Man Fischer, J.S. Bach, Colette Magny, The Ritualistic School Of Errors, Hovlakin, Zurich 1916. Parça parça edilmiş olsa da müziğin ilkel sihirini açığa çıkaran işler yapıyorlar. Ayrıca onlar kimseye övgüler düzmeyen yegane insanlar. Onların müziği bana cesaret veriyor.

Tanrı’nın bedenleşmesinin” aczine düşen insanı parçalayıp, incelemek ve yeniden inşa etmek için fantezi ile buluşan/ çarpışan bir gerçeklik yaratıyorum.

Bu çarpışmanın sonucu olarak taze yara ortaya çıkıyor.

Bu yara, “Tanrı’nın bedenleşmesi” sonucu ayrı düşen insana doğru kapanıp, tamamlanmaya çalışır.

Öldürülmüş, parçalanmış ve yerinden sökülmüş çizim ve resim; öldürülmüş, parçalanmış ve yerinden sökülmüş müzik.

Tanrı’nın bedenleşmesinden kurtulmak için;

Kendim olmak istediğim için.

Sonrasında parçalara ayrılarak evrenle birleşeceğim.

Ruhumuz baskıya maruz kalıyor. Bu baskıcı sistemi karıştırmak ve yıkmak istiyorum; “belirsiz bir varoluşa” biçim veriyorum.

Türkçesi: Barış Sılay & Erman Akçay
kaynak: vice.com, Şubat 2010