baskın bir devletin kullandığı şiddet daha sonra televizyonun ve diğer kitle medyasının hipnotik gücü sayesinde bireyin düşüncesinin koşullanmasıyla – gene baskın olmakla birlikte- yer değiştirdi; bu araçların yukarıdan aşağıya -birinden pek çoğuna, tek bir yönde otoriter ve ısrarlı- işleyen iletişim formu bilincin kitleselleşmesini ve geçerliliğinin onaylanmasını daha etkileyici biçimde destekledi. theodor w. adorno, frankfurt okulu’nun diğer üyeleriyle birlikte, sadece piyasayı desteklemek için kullanılan günlü sanatsal değerlerin oluşmasıyla kitle kültürü (kendisinin “kültür endüstrisi” dediği bir süreçtir bu) tarafından taşınan koşullanmayı sert biçimde eleştirmekte haklıydı.

kriz hali ve devlet, ülke sınırlarında çok sık duyduğumuz bir kelime kriz özellikle ekonomi ile ilişkilendirildiğinde ve gidişatın gösterdiğine göre yakın zamanda çok daha fazla gözler önüne serilecek havuz medyası da konuşmak zorunda kalınca. kriz kelime anlamı olarak sadece ekonomi ile alakası değil pek tabii. günümüzün giderek küreselleşen dünyasının ürettiği çözümlerin belirli konularda tıkandığını ve türeyen popülizmin hangi seviyelerde olduğunu liderlerin enteresan çıkışlarına gülüp geçerek görüyoruz. ülke bu noktada istisna değil.

kitabımız “kriz hali ve devlet” yazarları değerli sosyologlar zygmunt bauman ve carlo bodoni. içinde bulunduğumuz ve farkında olduğumuz krizleri “devletin krizi”, “modernitenin krizi” ve “demokrasinin krizi” başlıkları altında detaylı bir şekilde inceliyorlar. hobbes ve leviathan, modernite, postmodernite, yapısöküm, ilerleme etiği, post-demokrasi gibi harika başlıklar ve oldukça değerli tartışmalar var kitap boyunca.

ve asıl değerli olan hiçbir iktidarın bilgi ve iletişimle ateşlendiğinde hayal gücünü durduramayacağı gerçeğini gözler önüne sermesi. 

okumanız, bilginin ve gerçeklerin peşinde koşmaya devam etmeniz dileğiyle.