İnsan ve düşünce, yazdıklarımız ve rüyalarımız, psikiyatrinin bizle ilgili tanımladığı şeyler ve evrenin içindekiler – tüm bunlar çeşitlilik gösteren, cevaplarını ilahi veyahut bilimsel olarak vereceğimiz sorulardır.

Peki, rüyanın tanımı tamamen başka bir dünyaya aitse ve bedenimizde kabul ettiğimiz ruh, aslında sadece beyin ise; bu neyi değiştirecektir? Belki bir şizofrensiniz ya da manik depresif ne fark eder ki? Hepsini sizin için tanımlamış bir alan var. Bu insanlar bu verilere birçok araştırmalarla ve deneylerle ulaşmışlar. Komik olansa; bütün bu düşünsel hastalığa inanmak zorunda mıyız?

Muhtemelen bunu hayatımızdan tamamen çıkartamayız; lakin geliştirebiliriz. Dünyanın en iyi konuşabilen insanı; eğer isteseydi iyi bir psikiyatr ya da psikolog olabilir miydi? Çağının ilerisinde rüyalar görebilen bir insan harika bir fantastik, bilim-kurgu yazarı veyahut bir kahin olabilir miydi? Ya da oldular mı? Sanırım bu bilgilerin hepsine tamamı ile sahip değiliz.

Düşünün, insan kimyasal mıdır yoksa karmaşık ruhani bir varlık mı? Bir şeyleri bazen olmadan önce hissedebilmek ilahi bir güç müdür yoksa enerji mi? Sınırlı düşünce yapımızla her şeyi tek bir güce ya da bazı güçlere bağlamak bizim yardıma muhtaç olduğumuzu mu göstermektedir? Korkunç kabuslar, uyku ve uyanıklık arasında görülen garip şeyler, cinler, şeytanlar, deccal ve ateş – işte aklımızın karıştığı – korkunun verdiği etki ve bizim buna karşı olan tepkimizden ötürü güce sığınma ihtiyacı.

En basit hastalık olarak sayabileceğimiz gribin bile bize sevdiğimiz hayvanlardan geçtiğini düşünürsek, korku hissini bize bildiren, beynin bunu bize fiziksel olarak hissettirmesi, kalp atışlarının hızlanması, bedenimizle ve hareketlerimizle verdiğimiz tepkiler – tüm bunları sadece hayatta kalabilmek için yapıyoruz. Yani korku, sadece ölmemeniz için hissettiğiniz içgüdüsel bir duygudur.

Rüyalarımızda uçarız, düşeriz, sevişiriz ve çoğunu gerçekte yaptığımız hissi vardır.  Uyurken yüksek bir yerden düştüğünüzde gerçekten de ölebileceğiniz söyleniyor. Demek ki rüyamdaki korkuya da beden tepkisini verecektir. O vakit, uyanıkken korkudan ölebilirken, uyurken de ölebilirsiniz ve bu sadece beynin içinde gerçekleşen bir olay örgüsü. Sizi bir robottan ayıran hislerinizse, neden robotlara da his yüklemiyoruz? Onların bizi yok edeceğinden mi korkuyoruz? Peki, korkmasaydı insan ve gerçekle rüya arasındaki ayrımını da kaybetseydi; sonsuza giden bir barış mı? Kaosun hüküm süreceği bir dünya mı olurdu? Buna etken olarak da öfke duygusu sahnede yerini alıyor. Öfkeyi, korkuyu, birini sevmeyi, üzüntüyü insanlardan ve hayvanlardan alalım. Sadece haz ve genel ihtiyaçlarımızı gidermek için yaşayalım. Belki de güzel robotlar olabilirdik. Bizim bir robot olmadığımızı söyleyen şey hislerimiz ve bedenimizin içindeki karmaşık organlar, kan vs.

Geliştirilmiş robotlar olmadığımızı kimse söyleyemez – din dışında. Din, akıllıca kurulmuş bir hapishanedir. Buradan inançsız olduğumu çıkarmayın sakın – fakat bir şeye inandığımı da düşünmeyin.

Dini kitapları, biz değil –O söyledi diye yazmak sizce de mantıklı bir durum değil mi? Düşünsenize, yıllardan beri süregelen zamanlarda siyasetçiler isteklerini kabul ettirebilmek için konuşmalar yapıyorlar kampanyalar düzenliyorlarmış; fakat onlardan daha önce birileri başkalarının aptallığından yararlanıp ortaklaşa kitaplar yazıp bunu korkunun temeline oturttular; çünkü birileri bir şeyleri tahmin edebiliyor, hangi hissin her daim en güçlü silah olacağını  görebiliyorlardı. Peki, bu herkeste neden aynı etkiyi yaratmadı? Çünkü işlerine gelmedi, yeni nedenler buldular ve bunu farklı şekilde kabul ettirmeye çalıştılar. Nedense kutsal kitaplar kadar yayılamadı çoğu düşünce – hep bir yerlere sıkıştı ya da ilgili kısıtlı bir okuyucu ve seyirci kitlesine ulaştı.

Zeki insanlar ve çalışkan insanlar, edebiyat, felsefe ve sanat –bunun karşısında sayısal birtakım alanlar: kimya, fizik ve matematik. İki alanın da hayatınızda yer aldığını düşünelim. İyi bir felsefeci ve edebiyatçısınız aynı zamanda matematik ve fizik alanında da çok ilgilisiniz; fakat ileri bir zeka seviyesine de sahip değilsiniz. Bu durum, sizi belli bir yere kadar götürecektir maalesef. İnsan ilişkileriniz belki kuvvetli ya da zayıf; fakat hayatın içinde işinize yarayabilecek manevi kazançlarınız olabilir belki bunun yanında kayıplarınız da muhtemelen fazla sorgulamaktan.   Ya çok zeki biri olsaydınız? Neden zeka sadece sayılarla ilgili oluyor? Zekice bir kitap yazabilirsiniz evet; ancak yeni bir keşif, icat yapamıyorsunuz? En azından bilgi eksikliğimi de bu yazının içeriğine katarsak beyniniz yaratıldığı ya da oluştuğu şekille size çok fazla seçenek sunmuyor. Eğer yaratıldıysa bu yaratanın korkusu – eğer oluştuysa başka etkenlerin korkusundan olmalı; çünkü her şeye sahip olmamız bizler arasındaki rekabeti maksimum seviyeye çıkaracaktı ve burada da öfke, hırs devreye girecektir. Demek ki korku hissi bize dinin söylediği gibi yaratanın korkmamasından ya da affedici ve çok iyi olduğundan değil; tamamen yarattığı şeyden korkmasındandır – tıpkı Einstein gibi.

Korku bizim her şeyimizdir ve biz onunla bir kadının karnından çıkıp bir şekilde korkuyla öleceğiz gibi gözüküyor.