Menü Kapat

Korkmasana!

Korku küçükken bir şeylere karşı duyduğumuz endişeydi; karanlıktan korkardık çünkü her an içinden bir şey çıkıverecekmiş gibi gelirdi. Yükseklikten korkardık, düşebileceğimizi düşündüğümüzden. Böyle büyüdük hep, karanlığa girecek olduğumuzda “öcü çıkar öcü!” dediler; yüksek bir yerin üstünde durunca “düşersin!” dediler. Kimse bize o karanlığın ardında güzel bir aydınlığın olduğunu söyleyerek yüreklendirmedi bizi, yüksekte olduğumuz yerden manzarayı izlememizi de söylemediler mesela. Böyle böyle büyüdük nereye gittiysek ne yapmak istediysek cebimize, avucumuza sıkıştırdıkları o korku yapıştı yakamıza. Halbuki korkacak hiçbir şeyimiz yoktu. Bu evren bizimdi, bu sokaklar, bu kelimeler; karanlıklar ve karanlıkların ardındaki aydınlıklar bizimdi, üstüne çıktığımız yükseklik, yükseklikten görülen manzara da bizimdi. Bizim olan her şeyden korkmamızı sağladılar, bize bizim olanı unutturdular. İstemeden ya da isteyerek; korku öldürüyordu. Korku sizi içten içe öldürüyordu, hareketinizi engelliyor sizi saf dışı bırakıyordu, neşenizi tozlu bir rafa kaldırıp elinize endişeyi sıkıştırıveriyordu. Korku bütün insanlığı yok ediyordu! Korkma diyorum canımın içi korkma; bu evrenin sana verdiği hiçbir hürriyet seni korkutmasın, bu yeryüzündeki hiçbir insan senin korkularına sebep olmasın. İnandığın gibi inanarak yaşa. Kahkaha atmak istiyorsan sokağın ortasında kahkaha at, gidip tanışmak istiyorsan bir insanla git tanış, çok yüksek bir yerin üstüne çıkıp ayaklarını sallandır aşağı, çok karanlık bir yola girip sonundaki aydınlığı görünce mutluluktan çıldır! Bomboş bir sokakta bağıra bağıra şarkı söyle mesela ya da dans et bunun nesi seni korkutabilir ki? İnandığın şeylerden bahset insanlara, sokakta yanından geçen küçük tombiş yanaklı çocuğun saçını okşayıver, sevmekten korkmasana.
Bu sistemin senden ne istediğinin bir önemi yok, evinde gördüğün birkaç insanın senden hayatınla ilgili bir şeyler istemeye hakkı yok, kimsenin senin yüreğine korku salmaya hakkı yok. İçindeki o korkusuz çocuğun elinden tutup koşmaya başla; yüzüne çarptıkça rüzgar ve her zerren hayatla temas ettikçe korkmamayı öğreneceksin. Hayata dokunmayı ve hayata dokunmanın korkunç bir şey olmadığını da..

Yani diyorum ki o tozlu rafa koyduğun neşeyi ve hatta umudu bi aşağı indirip üstündeki tozu at. O tozun seni öksürtmesinden de rahatsız olma.

Korkusuzca içinden koşup geçtiğinde ulaşacağın o aydınlığa…

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.

paylaşım