Konuşmamız Lazım

Değilimiz alınmış,
Tepe taklak dün, bugün.
Üstümüzde sayılardan bir Gök.
Han damları,
Konuşan duvarlarda isimler.
Yüzü, sağ yanağındaki beni öptüğüm
günlerin donukluğunda, uykulu.
Saman sarısı bir sonbahar sabahı.
Bakir karanlığı bozan bir kale önümde duruyordu
.
.
Dedim ki ona
-Tuttuğun hiçbir şey düşmez, sarıl.
Dedi ki bana
-Noktalar birleşince bir doğru ediyordu, yaptığın hatalardan korkma.
.
.
Sesler gidilmeyecek kadar
uzaklardan geliyordu,
görülmeyecek kadar
Uzaklardan.
Melek meşeleri ürkütmüş ormanı,
dalları, budakları.
Yorulmasak, yol enine kısa boyuna uzun.
Yorulduk.
.
.
Dedim ki ona
-Varmak için ne kadar yorulacağız daha?
Dedi ki bana
-Yol her adımda bitiyor, her adım hem başladığımız hem vardığımız nokta.
.
.
Gördüğüm bir fotoğraftaki
herkesin öldüğü geldi hatırıma.
Yaşayacak kadar kısa ve konuşacak
kadar uzun muydu günler?
Düşüncesi bile korkunç ihtimalleri
zihnimize neden soktuğumuzu
çözdüğümüz günün özlemi
sürüklüyordu bizi.
Attığım taşlar kendime dönüyordu.
.
.

Dedim ki ona
-Mutlu olamıyorduk.
Dedi ki bana
-Mutlu olamıyorsak âşık olurduk.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir