Kırılgan Çoğulluktan Akışkan Yalnızlığa

Müteahhitlerle savaşırcasına dertlerimin üstüne dertler ekleyip
Mücahitlerle görkemli gökdelenler dikiyorum çarpık ana vatana.
İhale hep bana kalıyor, hayret.
Gerdirilmemiş yüzlerin dahi unuttuğu tepkiler; perdeler arası boşluklarda,
Pencereye doğru kafasını kaldıran kedilerde daha anlamlı duruyor.
Yüzüme bir hudut çiziyorum, ikincisi, üçüncüsü, dördüncüsü sabır.
Hangi renge boyarsam boyayayım güneş nasıl hep sarıysa
İnsanlar da bütün renklerden sıyrılmayı başarıyor,
Plakalar, tabelalar, mahalleler ve markalar bizi birbirimizden ayırmaya yetiyor.
Gerisi gerçeği görmezden gelebilmek için uydurulmuş teferruat.
Dünya bildiğimiz gibi işte, ah yansa ne güzel olur!

.
.

Normların arasında kuruttuğum benliğim git gide incelip kırılganlaşıyor.
Biraz sır sürsem ayna olur; duvarın soğuğuyla barışır,
Banyonun buharında körleşir, yatak odasında bir sevişmenin ortağı olur belki.
Sadece yaşadığını hissetmek, bir anlığına ama durmadan, dönerek ve soluk izlerinden
Takip edip yakasına yapışarak anlık bir zevkin ama ne mümkün.
Pencerenin her açılışında içeri doluşan bu yaltak hava, bu ağzı salyalı asırlık dünya,
Yuttukları midesinde çalkalanan bu koca dev hala nasıl bulandırmıyor midemizi?
Sarsılmadıysa şehirler, yıkılmadıysa medeniyetin sike benzer camdan kuleleri,
Umudu, kurda emanet etmenin vakti gelmiştir.
Dünya bildiğimiz gibi işte, ah yansa ne güzel olur!

.
.

Dünya bildiğimiz gibi işte, ah yansa ne güzel olur!
Yanacağı varsa da yanmaz, cehenneme rahmet okutmaya devam eder ya, olsun.
Ben tüm iyilikleri bir kenara bıraktım, tüm kötülükleri, zorladığım ne varsa yolunu bulsun.
Tekli koltukla barışmaya gidiyorum, soran sormayan herkese selam olsun.

Bir cevap yazın