Menü Kapat

Kendi Kafasını Kazıyana Ateşten Buz Kolonyası

1) Giriş

Anlam arızadır. Aksadığım, duraksadığım anlarda takılırım onun ağına. Ve ben onunla oyalandıkça geçen zaman boyunca, beni sarmaladığı örgünün kalınlaştığını pek duyumsamam. Bu arıza halinin sürekliliği bir kozadır kapanır üzerime. Bu şekilde yaşadığım her saniye bir çıkışın, bir gerçek devinimin olanaksızlığıyla aşılar beni. Öyle bir netice ki, içinde de, dışında da aynı tükenişe sürükleyecektir beden kendini. Kelimedir geriye kalan; Yıkım olsun biri, Sönümse bir diğeri.
Bir izdihamdır bu dünya. Almaya bir parça nefesim varsa hala bu, ayağım bir diğerinin boğazına bastığı içindir. Her şey yerli yerindedir şu haliyle. Anlam ise, boğazına basılanın, nefesi kısılanın bir deneyimi, ama bir denemesidir her şeyden önce. Anlam yoluyla dener o, boğazında duran ayağı bir şüpheye, bir tereddüte düşürüp duraksatabilecek midir acaba? O denli kuvvetli olmalıdır bu anlam, ama öyle ince bir denge ki, yani öyle bir ölçüde zehirlemeli ki sahibini -anlam, bir arıza olduğu kadar bir zehirdir de-, boğazındaki ayağın tereddütünü fark edebilecek kadar idrak bıraksın kendisinde.
Yeteri kadar sabır olan bitene gözünü kırpmadan dikip bakmada, altından çekip almaya yetecektir mesnedini bütün alemlerin. İyi nişan alan, sıkıca gerilmiş bir çift gözün deviremeyeceği tek şey belki de Kabul’dür. Kabul: Ne Hallaç’ın Kabesinin, ne Hayyam’ın testisinin, ne Diyojen’in fıçısının, ne de Zerdüşt’ün mağarasının dilin dışında bir yeri vardı. Anlam denen arıza, insanı yücelikler fikrine çivileyen o dengesiz elektrik akımı, bir eşiğin bulunduğu, ve ona yaklaşılmakta olduğu duygusunu nasıl da karıştırıyor kanımıza. Böylece bir daha nefes alıyor insan.

Kabul: Bu yarık kapanmayacak.

2) Gelişme

Güneşi cıvıldaşıyordu serçeler. Gün ortası; gölgeler kendi gölgelerinde dinlenmede. Mevsim kış. Çöl, gecenin soğuğunu hazırlıyordu. Köpekler vardı, ben gelince uyuzlarını yüklenip ağırdan, kaşına kaşına uzaklaştılar.
Bir ekmek bulmuş bölüşüyordu serçeler. Gün, dönümünün eşiğine atmış iskemlesini. Yalnızdı. Düşüp devrilmeye uçurum aşağı, bir küçük baş dönmesi arıyordu kendine. Zamanın hangi ucuna gitse de…
Tankın topun gümbürdediği, zincirlerin şakırdadığı, makinelerin uğuldadığı yerlerdeydi günün kalan yarısı. Yaşanmayan uzak da bir parçasıydı böylece zamanın. Ki, bir parça oluşunun da ötesinde, uzatıp pençesini binbir yerinden güne, içeriden kafesliyordu serçeleri, köpekleri.
Serçeler ağaç değiştirdi. Köpekler geri döndüler, bir fazla. Gölgeler yarım karış çıktılar kendi gölgelerinden. Batıda bir yer bombalanmıştı akşam, kokusu henüz varıyordu şehre. Şüphedeydi soluyan her şey. Benden duy ama bir kahve doldurayım önce.

3) Sonuç

İnsan kendi kafasını kazıyabilir mi gerçekten, kazıyabilir miydin şu halinle sen, ya da ben? ‘Toplum henüz hazır değil’ derler. Değil. Bireydir hazır olmayan. Kendi kafanı (şimdi bir köpek yerini yaptı) (ama bunu yazıp da kafamı kaldırdığımda artık yerinde yoktu), kafana üşüşeni, yapışanı, birikip kat kat, kartlananı, kurtlananı kazımak. Açıldığında delikleri tüm saç köklerinin, onca temiz hava bastırdığında bir anda içeri serin, mavi, tazyikli, o bir tırnak kıvılcım kafatasının ortasındaki, yorgun, yılgın; boşlukta sarmalandığı gölgelere roller, öyküler, ifritler atfedip oyalayan kendini, halbuki öyle de aç ki, ve zaten öyle aç ki, doyurmaya takatsizdir kendini; işte o garip, o fakir kıvılcım kafandaki, hepten söner diye korkuyor da, korkundan eline jilet almak yerine oturup kılavuzunu yazıyor olmayasın diye soruyorum kendime. Ki yaptığım bir fazlası değildir benim de. Değildir de zaten oradan bilirim, (bir serçe pirince daldırıyor gagasını, yutmadan lokmasını on kez bakıyor etrafına: ‘acaba bu benim son lokmam mı?’) ‘kendini hissettiren organ hastadır’ demiş hekim. Dil, hasta mıdır acaba?

Kapatacağım şimdi, sıkı dur. Bir inkar kol geziyor alemde (yeme, yersen unutursun, kim diyordu: ‘açken ben hükmederim!’). Buradan bir çıkış olmadığının, olduğunda ise bunu bir çıkış yapan ölçülerimizin çoktan değişmiş olacağının inkarı. İşte, yalnız bu esas üzerinde döndürüyoruz biz dünyayı. Ne mutlu kendini uçurumdan bırakana!

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.

paylaşım