P. Paranoya için P.
Kazımaktan kastım arkeolojik arayıştır. Ateşin başında dişlerinizi gıcırdata gıcırdata otururken istemsizce derine hep daha derine sürüklenmenize yol açan tavır. Kazımaktan kastım arkeolojik arayıştır ve paranoya yolun sonundaki efsunlu sandıktır. Çeşit çeşit hazine barındırır içinde, zehirli hazineler. Böyle sinsi paranoya ama. Gözlerinizi çıtırdayan odunlara dikmiş rengarenk dalgalanan alevleri izlerken arkalardan bir yerlerden tatlı tatlı akıp giden paranoya. Kendi halinde.

Sitenin bahçıvanından başlayıp deniz aşırı ülkelerde yaşayan ve sadece adını duyduğumuz birilerinin eski arkadaşlarına dek dalga dalga yayılan sinyaller. Her şeye ayığım da bozuntuya vermiyorum kafasında. Paranoyayı yumuşak bir muhafazaya sarıp pıt diye götünüze sokuvermenizi sağlar. Girerken acıtmıyorsa zararlı olduğunu iddia edemezsiniz öyle değil mi?

Olabildiğince.

Yoksa alelade bir bahçe makasından bu kadar anlam çıkması da doğru değildir hani farkındayım. Ama insanı dehşete düşüren şey de tam olarak budur ya zaten. Tek bir bahçe makası bile aynı anda bunca mevzuyla ilintili ise? Nasıl bu kadar rahat yaşayabilir insanlar? Nasıl yaşayabiliriz?

Halbuki standart kullanıcı ihtiyaç anında tüm acil çıkışlara ulaşabilecek durumda olmalıdır. İcabında zifiri karanlıkta bile her şeyi görebiliyormuşçasına emin bir şekilde tüm dönemeçleri aşabilmelidir. Kaybola kaybola, düşe yuvarlana pratik yapmalıdır. Her gece karanlıkta kendimi sınıyorum. Daha iyi duyabilmek, koklayabilmek, dokunabilmek ve yalayabilmek için.

Puf!

Geldiği gibi dağılıyorsa yeterince samimi olamamışsınız demektir. Denemeye devam edin. Ya da bırakın, kendi kendine yuvarlansın aşağıya. Doğal hızında. Yer çekimi. Standart sapma. Bağımlılık eğrisi. Dibi bulacaktır nasıl olsa, sizi de peşinden sürükleyerek.

En kötü ihtimalle diğer sona kalanlarla beraber operasyona tabi tutarlar sizi de. Dert etmeyin. Mahşer meydanına yan yana sıralanmış binlerce ameliyat masası. Güneş enerjisiyle çalışan el matkaplarını kullanarak delikler açacaklar kafataslarınızın arkasında. Biliyor muydunuz? Sonra? Sonra bir güzel arındıracaklar işte hepimizi.

Her sabah yeni bir kıyamet kehaneti mırıldanırım kendi kendime. Yataktan çıkmadan önce. Hobi olarak.

Paranoya ilahi ibrikten beyninize dökülen asit damlaları gibidir. Yepyeni kanallar açar, varlığından bile haberdar olmadığınız sinirleri uyarır. Reflekslerinizi keskinleştirir. Tek sıkıntısı sürekli yeni delikler açmasıdır, biliyorsunuz. Yeni delikler. Sonra yeni delikler. Sonra daha yeni delikler. Ta ki hepsi birleşip nihai boşluğu doğurana dek.

Düşerken gözlerinizi olabildiğince açmanızı öneririm. Nihai boşluğun kalbine doğru. Kadim denklemleri göreceksiniz. Kim siker ondan sonra Gemliği? Denizi ya da. Rakamlar mamut kemiklerinden yontulmuştur orada diyorum. İşlem işaretleri ise Adem babamızın kayıp çocuklarının küllerinden. Dönüp dururlar kendi parabolik yörüngelerinde.

Görebilmek için inanmak gerekir. Aldatıldığınıza. Çoktan öldüğünüze. Bu sefer tamamen yanacağınıza. Ayak diremeden. Bana inanın. Bahçıvan bahçe makasını oraya bırakmış çünkü kertenkelelerin evimi istila etmek üzere olduğunu biliyor. Haftalardır izliyor o kahverengi pezevenkleri. Durup dinlenmeden eşiğime yumurtladıklarını da biliyor ay ışığıyla yıkanan balkonumda patır kütür sikiştiklerini de. Bildiğini biliyorum. Bildiğini bildiğimi bilip bilmediğini ise siklemiyorum. Ben çirkinleşmeye hazırım zira.

Bak. Bahçıvan bahçe makasını oraya bırakmış çünkü bu sabah mırıldandığım kıyamet kehanetinde başrolü bir anda büyümeye başlayan çimenler oynuyordu. Onlarca metre yüksekliğinde ve her biri birer minare kalınlığında çimenler. Kesemiyor, yakamıyor, yaramıyorduk onları. Yeşil yeşil boğulacaktık, can sıkıntısından geberecektik ya da. Çimlerin arasında bizden başka kimse olmayacak, yalnızlıktan çatlayacaktık. Kulağı sürekli bendedir bu ihtiyar götün. Yoksa niye sürekli bahçemde dolansın?

Kışkırtıyor beni harekete geçmem için. Bu makasla önce kertenkelelerden kurtul. Kafalarını kesmelisin. Biliyorum. Sonra kestiğin kafaları ipe dizip kurut. Sonra kurumuş kertenkele kafalarını bir güzel öğüt. Bir kısmıyla makası efsunlar bir kısmını da pişmiş köpek morfiniyle karıştırıp burnuna doldurursun. Çimenleri ancak böyle durdurabilirsin. Makasla yani. Ama kafan da kıyak olmalı o sırada.

Makası alacağım. Kertenkele istilasına karşı koyacak sonra da ganimetlerimle silahımı efsunlayacak beynimi tozlayacağım. Ama o kadar. Çimenler uzamaya başladığında makası kullanacağımı umuyor. Bırakayım, ummaya devam etsin kendi kehanetimi incitebileceğime. Hazırlıklıyım. Dışarıdaki garajın zeminine şimdiden yedi kutsal silah gömdüm bile. Makasla beraber sekiz olacak. Kimse bulamaz onları orada. Kimse bulamazsa kimse de kullanamaz. Serçe kemikleriyle kutsadığım bir muştam, köpek dişleriyle kutsadığım bir çekicim, annemin serçe parmağıyla kutsadığım bir sustalım, kadınımın yanık teniyle kutsadığım bir sopam var. Yumruğum büyüklüğünde bir beyaz taşım, istediğim an doğru kelimeleri söyleyerek diriltebileceğim bir kaplan leşim ve bir kesenin içine doldurup gömdüğüm çürük güvercin yumurtalarım var. Sekiz güçlü bir sayıdır. Ama dokuz daha güçlüdür.

Yoldan çıkarıcıların hediyelerini korkmadan kabul ediyorum. Kullanmıyorum ama. Elindekiyle ne yapması gerektiğini kavrayamayacak kadar salak olduğumu sanıyorlar. Böyle de olmalı zaten. Soruyu çöz ama asla parmak kaldırma. Asla cevabın tamamını yumurtlama.

Bahçe makası diyorum. Hemen dış kapının dibine, güllerin oraya bırakmış göt. Kendisi de oralarda bir yerlere gizlenmiş izliyordur muhtemelen. En çok bu küçük aktörlerden tiksinirim ben. Kendi çemberlerinin içinde iyi kötü var olmayı çalışan sıradan insanlar gibi görünürler. Getir götür işlerine bakıp istihbarat toplamaya çalışırlar ellerinden geldiğince. Kim ne iş yapar. Kim ne yer. Kim ne içer. Kaçta yatılıp kaçta uyanılır. Acil durumlarda düğmelerine basılmak üzere yedekte tutulur sürekli böyleleri.

Kağıt üstünde sıradan cinnet vakaları gibi görünür. Ama biraz daha dikkatli bakmayı başarabilirseniz? Lise öğretmeni cinnet geçirip evinde bulundurduğu av tüfeğiyle komşusunu vurdu. Şehrin göbeğinde yaşayan götü sikli bir lise öğretmeninde neden pompalı tüfek vardır diye merak etmez ama kimse.

Ben de sormam.

Sebebini biliyorum zira. Sıradanlık en büyük silahlarıdır. Düdüğü duyana dek tapu dairesinde kütük memuru olarak çalışacaktır meşale Deccal.

İrili ufaklı binlerce mucizeye şahit olacaktır paranoyanın kucağındaki zihin. Çamura saplanmış otomobiller gibi. Saatte seksen kilometre hızla gittiğine inanan tekerleklerin oldukları yerde dönüp durduklarını umursamamaları gibi. Daha önce kimsenin gidemediği kadar uzağa sürüklenen gözlem uyduları gibi ya da. Anlamını yitirmiş eylem. Var olmaya devam ediyor. Sebep sonuç zincirleri kurmanıza olanak tanımayan ilim. Kimseyle paylaşamayacağı halde depolamaya devam ettiği onca veri. Yüzlerce milyon gigabyte. Ve yanıp sönen ışıklar.

Korktuğumuz her şey bir gün gerçek olacaktır. Şükredelim. Dumanımı cama vurup homurdanıyorum. Elhamdülillah. Güneş yükseliyor ve uykudalar bu saatte kertenkeleler. Gözlerimi yumsam rüyalarına dokunabilirim. Kertenkele rüyalarına. Düşsel duvarlara tırmanıp berzah alemine açılan deliklerden süzülebilirim. Arkada bırakılmış kuyrukların pembe pembe ışıldayan şakacı ruhlara dönüştüğü cennetlerin tadına bakabilirim.

Paranoyanın fitili böyle böyle ateş alır. Bir başkasının, bir insanın, bir kertenkelenin ya da bahçe makasının denklemdeki yerini keşfettiğiniz anda. Bir kere bir şeyleri görmeyi başarabilen hep daha fazlasını isteyecektir. Alışkanlık derinleştikçe eşik yükselecektir. Doğru noktadan bakmaya devam edebilmek için sürekli yer değiştirmek gerekecektir.

Fakat problem etmeyin. Çünkü ne kadar süzülürseniz süzülün bir noktadan sonra hep evinizdeymişsiniz gibi hissedeceksiniz. Tüm kutsal silahlarınızla beraber. Ve sinsi sinsi kıkırdar vaziyette.