K Konsültasyon için K

Nasıl dövüşmesi gerektiğini biliyor. Kavgaya dair pek çok gereksiz ayrıntıyı da anımsıyor. Sahiden. Tırnaklarına bulaşan pisliği, boynunda açılan yaradan akan kanın yarattığı hissi. Dişlerindeki kamaşmayı. Sadece, bilemiyor işte. Ne zaman başlayıp ne zaman durması gerektiğini kestiremiyor, anlıyor musun? Isırıyor ısırmasına ya dişlerini geri çekmeyi akıl edemiyor mesela. İstemediğinden değil, sahiden akıl edemiyor.

Sahil yolunun sonundaki balıkçı barınağındayız. Takılıyoruz. Piknik tüpünün üzerinde fokurdayan çaydanlık, sağlı sollu dolanan tombul sarmalar, tavandan sarkan çıplak ampulün zayıf ışığı. Birkaç metre ötemizde çürümeye terk edilmiş kayıklardan yayılan rutubet kulübenin içine kadar yayılıyor. Ürpertici. Bir noktada kuma saplanmışlar. Kimse de çabalamamış o çirkin kereste yığınlarını kurtarmak için. İllüzyon. Barınak yerinde duruyor da etrafta tek bir balıkçı dahi yok. Sandallar kedi yuvasına, duvar diplerine yığılmış ağlar ise hastalıklı rüya kapanlarına dönüşmüş. Umursamıyoruz.

Sekiz, dokuz, on kişi var içeride. Benimle on bir ediyor. İfritlerimi saymıyorum. Parkalı, bereli, bezgin tipler. Kısacık kesilmiş tırnakları, biçimsiz parmakları, çukura kaçmış gözleri ve esrardan kanlanmış göz bebekleriyle sakin sakin fikir alışverişi yapıyorlar. İnancını yitirmiş diyor biri. İnancını yitirdiği için böyle oluyor. Tekrar tekrar ısırmak istemediği için dişlerini geri çekmiyor. İhtiyarlıktandır diyor diğeri. Kaç yaşında bu? Kaç zamandır seninle? Yorulmuş. Ölmek istiyor. Bok çukuruna atılıp parça parça denize ulaşabilmek maksadıyla çürümeye terk edilmek istiyor. Şu kayıklar gibi.

Romatizmadan, delilikten, zamansız çiftleşme isteğinden ve eşcinsellikten şüphelenenler de var. Durup dinlenmeden sigara sarıyorum adamlara. Çaylarını tazeliyor, bardaklarını çalkalıyorum. Piknik tüpünün yanına serdiğim kilime bağdaş kurmuş vaziyetteyim. Sırt çantamdan çıkardığım her esrar paketi için kafamdaki kara tahtaya bir çarpı daha atıyorum. Ferah iş. Biraz hizmet ediyormuşum gibi ama olsun. Hepimiz zaman zaman birilerine domalmak zorunda kalmıyor muyuz bu hayatta?

Konsültasyon. Öyle isimlendiriyorlar toplantılarını. Hepsini tanıyorum. Hiçbirinin ismini bilmiyorum. Ömrünü tek bir meseleye adamış insanlardaki o tuhaf gelişim eksikliğinden muzdaripler. Fanatikler, güvercinciler, uyuşturucu bağımlıları gibi. Aynı mevzunun etrafında senelerce döne döne nasır tutmuş zihinleri. Kendi jargonları, kendi efsaneleri, kendi kıyamet senaryoları var onların da. Homurdana homurdana bekleşiyorlar. Günlerinin sona ermesini.

Sıçanlar.

Siz hiç sıçan dövüşü izlediniz mi acaba? Kenevir tohumu ve serçe kafasıyla beslenen devasa sıçanlar. Kocaman cüsseleri, upuzun tırnakları, kalın tırnakları ve alev alev yanan gözleriyle. Ayda bir toplanıyorlar burada. Deri kaplı büyük kutularda taşıyorlar sıçanlarını. Sekiz, dokuz, on kutu var demektir bu da. Kutulardan biri, ampulün hemen altına yerleştirilmiş fıçının üzerinde duruyor. Kapağı açık. Etrafına toplanan adamları umursamadan boylu boyunca serilmiş yatıyor o kutunun sıçanı. Dokunuyorlar, tepki vermiyor. Sesleniyorlar, dönüp bakmıyor. Gözlerini boşluğa dikmiş bekliyor. Teşhisi? Muhtemelen.

Yılmış kardeş bu. Üzerimize çökmüş esrar bulutunun içinden bir sustalı uzanıp pıt pıt dokunuyor sıçanın göğsüne. Meraklı. Keşfetmeye çalışıyor. Canlılık belirtisi. Reaksiyon. Bir minik kıpırdanma ya da tıslama. Yok. Geldiği gibi sessiz sedasız geri çekiliyor sustalı. Küskün. Piknik tüpünü iyice kısıp doğruluyorum. Çayları tazeleyeceğim. Lekeli bardakları sıcak sudan geçirecek, dörtte üçünü demle dolduracağım. Dövüşler bu avuç içi kadar kulübede yapılmıyor elbette. Yeni stadyumun  arkasında bir gecekondu kiralamışlar. Issız. Limon ağaçlarıyla çevrelenmiş harabe. Kapısında arapça bir şeyler yazıyor, arka bahçesinde ise seneler evvel kurumuş bir su kuyusu var.

Yılmış kardeş bu. Aynı ses. Aynı kelimeler. Aynı tonlama. Sustalının sahibi olsa gerek. Fakat bu sefer dürtmüyor hayvancağızı. Çayın altına su çekip kilimime geri dönüyorum. Yeni bir paket çıkarıp sigara ayıklamaya başlıyorum. Boş kalmasın kafaları. Kara tahtaya bir çarpı daha. Tohumları gazete sayfalarından kıvırdığım külahlara dolduruyorum. Yem. Bunlar son cigaralıkları olur muhtemelen diye düşünüyorum. Kafaları iyice gevrer, omuzları düşer, kayganlaşır kelimeleri. Konsültasyonu noktalayacak, kararı açıklayacak sonra da ayaklarını sürüye sürüye geldikleri gibi siktir olup gidecekler. Tatlı yemeye. Soğuk yataklarında onları bekleyen rüyasız uykularına ya da.

Paşa.

Bahsi geçen sıçanın adı Paşa. Televizyondaki futbol yorumcuları gibi kurula kurula tartışıyorlar kendi aralarında. Paşa artık dövüşmek istemiyor. Öngörülemez hareketlerde bulunuyormuş söylediklerine göre. Öyle uzun uzun gündemi meşgul edebileceğini sanmıyorum ama bu talihsizin. Şu büyük şampiyonlardan falan değil neticede. İri yarı ve öfkeli olması dışında pek bir özelliği de yoktu hiçbir zaman zira. Yeterince hızlı, yeterince güçlü ya da yeterince zeki olamadı asla. Vücudundaki tüm yara izlerinin hikayesini biliyorum. Son on toplantının sekizinde burada, fıçının üzerindeydi kahramanımız. Kulağı nasıl koptu, sol gözü nasıl çıktı, çenesinin altından başlayıp kuyruğuna kadar uzanan yara nasıl oluştu biliyorum.

Sanırım nasıl hissettiğini de anlayabiliyorum. İri ve öfkeli olmak dışında hiçbir belirleyici özelliğin olmadan. Yeterince hızlı, yeterince güçlü, yeterince zeki değilsen yani? Etrafını saran leş nefesli tiplerin vıcık vıcık kelimelerini umursamamaya çalışarak boylu boyunca uzanmaya devam etmek zorunda kalmanın neye benzediğini. Herkes bir şeyler yapmanı bekler. Son bir hareket. Kuyruğunu dikmeni, gözlerini kırpmanı, ısırmaya çalışmanı. Olmazsa da suratına tükürüverirler işte profesyonel görüşlerini.

Yılmış bu.

Götümüm kenarı. Paşa hep aynı. Uzanmaya devam ediyor. Eylemsizlik. Daha fazlasına tahammül edemeyeceğini anladığı an kovalamayı bırakmış işte. Abanmıyor. Sürekli dayak yemekten sıkılmıştır ya da sadece. Birkaç sefer izlemiştim. Anımsıyorum. Su kuyusunun ağzını tıkadıkları kaya parçasının, serin, siyah, pürüzsüzdü, üzerine uzanıp patlaya patlaya takip etmiştim. Hiç kazandığını görmedim. Hiçbir müsabakasının beş dakikadan fazla sürdüğünü de görmedim. Ne kulağının kopartılmasını ne de sağlı sollu ısırılmayı umursuyordu. Bir gazla rakibinin üzerine atılıyor, sonra vaz geçiyordu.

Daha dövüşmez abi. Siksen dövüşmez bu saatten sonra. Net. Onaylar homurtular, ayak sürümeler, öksürükler. Öldürecekler sıçanı diye fısıldıyorum ifritlerime, kıkırdıyorlar. Ciddi ciddi öldürecekler yani. Tüm yüzlerde aynı uğursuz ifadeyi görebiliyorum şimdi. Hallerinden hoşnut, hüküm verme hevesiyle sarhoşa dönmüş durumdalar. Daha dövüşemez. Çayın altını kapatıp doğruluyorum. Ben bulaşıkları yıkayayım abi. Bir elimde çaydanlık, bir elimde bardakları taşıdığım tepsi pıt pıt çıkıyorum kulübeden dışarıya.

Mizansen ihtiyacı. Anlıyor musunuz? Nasıl bir idam merasimi tertipleyecekler bu sefer acaba? Leşi de benim kaldırmamı isteyecekler. Önce çaydanlığı temizle, bardakları yıka. İşimi bitirip bir sigara yakıyorum. Hafif bir patırtı kopuyor içerde. Ayak sesleri, küfürler. Paşa’nın son hamlesi. Isırdı galiba birilerini? Açıkta demirlenmiş gemilerin bir görünüp bir kaybolan ışıkları. Sıçanı öldürmek. Tablonun adı bu olurdu sanırım. Tekrarlıyorum. Sıçanı öldürmek. İfritlerim de tekrarlıyor benimle beraber. Sıçanı öldürmek. Kıkırdıyoruz. İnsan dokunduğu her şeyi zehirleyebilir. Eminim. Sıçanları gladyatöre, güvercinleri postacıya, atları hamala dönüştürebilir. Kurguladığı her oyunu aynı sıkı sıkıya örülmüş zincirlerle çevreleyebilir. Yaşam ve ölüm. Kendi deliliğini gittiği her yere taşıyabilir. Yapabilir. Yapıyor.

Son bir çığlık.

Ardından sessizliğe gömülüyor ortalık. Rüzgarın uğultusu ve dalgalar var sadece. Birer ikişer dökülmeye başlıyor bizimkiler dışarıya. Sekiz, dokuz, on adam. Ellerinde on kutu. Kutulardan biri boş. Borcumuz ne kadar G? Ellerine sağlık G. Allah’a emanet ol kardeş. Siz de abi. Paramı alıp uğurluyorum herifleri. Birkaç hafta sonra tekrar görüşeceğiz. Başka kutularda başka sıçanlar getirecekler. Geçmiş dövüşlerin analizini yapacak, hayvanların yaralarını tımar edecek, performansıyla hayal kırıklığı yaratanların olası problemlerini tespit edebilmek maksadıyla kafa kafaya verecekler. Yeniden ve yeniden ve yeniden. Biliyorum. Herkes bir şekilde var olmaya devam etmek ister zira.

Kafasını kesmişler. İki parça da fıçının üzerinde duruyor elbette. Bardaklarla çaydanlığı piknik tüpüyle beraber rafa kaldırıyor, kilimi katlayıp sırt çantama koyuyorum. Kafası işimize yarar diye fısıldıyor bu sırada ifritlerim. Kafasını kuruturuz. Kurutup öğütürüz. Öğütüp burnumuza doldururuz. Hı? Anlaştık. Kafayı alalım öyleyse. Cesedin kalanını da kuyruğundan tutup kapıdan dışarıya fırlatıyorum. Kediler yiyecek onu.

Işığı söndürüp kapıyı kilitliyorum. Anahtarı da boynuma asıyorum. Keyfimiz yerinde. Paramızı yaptık. Sallana sallana eve döneceğiz şimdi. Paşa’nın gövdesi kedilere yem olacak. Biz de kafasını kurutacağız. Kurutup öğüteceğiz. Öğütüp burnumuza dolduracağız. Nasipleneceğiz inşallah. Deliliğinden. Dövüşmekten vaz geçip idam talep eden kör sıçanın deliliğinden.