Keman Sesi, Elektronik Müziği Rahatsız Etti

Aşırı farkında bir birey olmadım, olmak isterdim ama artık istiyor muyum bilmiyorum. Böyle olacağını hiç bilmiyordum, bilseydim bir vatandaşın olması gerektiği gibi yapardım ve hiçbir şey yokmuş gibi devam ederdim: Arkadaşların dünyada bulunabilecek en kolay ve yakın sevgi kaynağı olduğunu düşünürdüm ve arkadaşlarıma bolca zaman ayırırdım. Sevginin ve gülümsemenin her şeyi değiştirebileceğini düşünürdüm. Önünde oturduğum ağaca bakar ve doğaya hayranlık duyardım, hem de içtenlikle. Aileme, bana yaptıkları iyilikler için büyük bir sevgi duyardım ve onları bir şeye değişmeyi teklif edemezdim kendime. Birinin bunu etmesine de tahammül edemezdim ve bu iyilikleri bilerek yok sayan insanlara yüzümü buruşturarak bakardım. Bir ideolojinin içinde bulunur ve ölünceye dek bunu taşırdım. Hatta torunlarıma da bu sözde değişmez aforizmaları aşılardım. Paramı kazanırdım ve iznimi aldığımda tatilimi yapardım. Etrafımda olan kötülükleri kontrol altına almaya çalışırdım, dışında kalanlar benim sorumluluğum olmamıştır zaten.

Romantik kitaplar okurdum, fantastik filmler izlerdim. Bilim aşığı olurdum ama onun hakkında bildiğim şeylerin arasından tek bir sayı ve formül çıkmazdı, tek bildiğim var olduğu olurdu. Sınırlarımı çizerdim ve sınırlarımın dışına çıkan her ne var ise ona sadece saygı duyardım. Sınırlarımın olduğuna inanırdım. Popüler şarkıları severdim, klasik giyinmek hoşuma giderdi. Akrabalarım ile sıkça görüşürdüm, şakalaşırdım. Yolumun düştüğü ve düşmediği şehirlerdeki ayaklanmaları ve katliamları üzülerek izlerdim. Paris’e sevgilimle giderdim.

Kendi hakkında hayaller kurarak kendini sevebilen bir insanın, daha farklı hayaller ile kendini aşağılık hissedebilmesi güzel değildir. Bu bize verilmesi gerekenden daha üst bir imkân çünkü nereye yöneleceğimizi seçemeyiz. Kesinlikle hiçbir kişisel fikrimiz olamaz çünkü önümüzden çok fazla görsel, ses, doku geçiyor ve bir tanesi kalıp “an”da olması gereken şeyi “gelecek”te de yaşamaya çalışıyor. Ardından biri çıkıp “an artık geçmiş” diyor ve yeni “an”a sırayı devrediyor.

Durduk yere penceremi kırmak istiyorum. Bu saçmalık, ne kadar empatik ve etik anlamda kabul edilebilir olmasa da, kaosa itiyor beni. Artık bir şeyler patlasın istiyorum. Sessizlik ve huzur için gezdiğim ormanda yangın çıksın istiyorum. Aynı zamanda tatilimin keyfini çıkardığım otel yıkılıp benimkinden farksız bir amaç için burada olmayan insanların, mecazı bir yana, başına yıkılsın istiyorum. Çünkü sinirliyim, sinirliyiz. Böyle bir durumda etik ve empati de pek sikimde değil.

5 yanıt: “ Keman Sesi, Elektronik Müziği Rahatsız Etti ”
  1. Gerçekten çok farklı bir anlamda yorumlamış,metnin bir bölümünü diğerleriyle olan bağlantısını incelemeden ele almaya kalkmış.Duygudan bahsetmişsiniz kötü bir ilişki kötü bir geceden sonra yazılmış bir yoruma benziyor zaten,eleştiri okları sizden çok ona kötü bir şeyler yaşatana yönelmiş gibi zaten belli bir yerden sonra da metinden kopuyor kendi anlattıklarına sallıyor neyse gelelim benim naçizane yorumuma:
    Sıradan yaşam tarzının içinde yaşatmaya devam ettiği nimetlere bir yandan açlık duyuyor(basit ilişki ağlarıyla sürekli onaylama,ilgi ve sevgi ihtiyacını karşılayıp moral depolama vs.)bir yandan da bunların sürdürülülüşünün,dozunun arttırılışının getirdiği körlükle fikir alanında meydana gelen boşluktan yakınıyorsunuz.Bu boşluk bana kalırsa sadece son 2-3 yüzyılın eseri değildir aydınlanmanın insan yaşamının doğrularla olduğu kadar yanlışlarla dolu büyüsüne karşı açtığı rasyonellik adı altında meşrulaştırdığı savaşın sonucudur.İnsanın madde üzerine olan hakimiyetinin üretim faaliyetinin iyice gündelik yaşamdan çıkmasına sebebiyet vermesiyse iyice tuz biber ekmiştir bu olaya.Güvenlikten falan bahsetmiyorum daha.Söylenecek çok şey var ama yaşanacak daha çok.Kendi anlamımızı oluşturacağımız küçük gruplara,toplumun dayatıcı politikalarına karşı bir farkındalık perspektifi olarak o kadar çok ihtiyacımız var ki her gün ayrı kıvranıyorum umarım sen aynı dertten müzdarip değilsindir,iyi yaşa!

  2. Empati mode off

    Yüzlerce sik kırığı tanıdığıma eminim. Eminim ki yüzlerce belki de daha fazla sik kırığı tanımışımdır. Küfür etmede ve kalp kırmada pek iyi değilim ve muhtemelen sırf bu yüzden yüzlercesini daha tanıyacağımdır. Amaaa insanı bilhassa irrite eden ne biliyor musun? Bilebileceğini sanmıyorum ama söyleyeyim. Körükörüne birine sırf kötülük olsun diye ne olduğuna aldırmadan canının istediğini yapabileceğini ya da canının istediği şekilde onun canını yakabileceğini düşünüp -ki her ne hikmetse neden hangi hak ve cüretle böyle bir şey düşünebiliyorsa- belki de bu düşüncesine kendi farazi büyüklüğü neticesinde karşısındakini duygularını hislerini yaşadıklarını yaralarını hiçe sayarak bir karınca gibi ezme hakkını kendinde bulup-ki bu da karşısındakinin karınca olmasından ziyade kendi olmayan farazi ve zavallı narsistlik kişillik bozukluğunun neticesidir- duygularını her şeyiyle altüst edecek kadar manipüle edecek-normalde bunlara inanmasa da en dipte depresyonda olduğu dönemde bir itişe bakar her şey- karşısındakini değersiz kimsesiz yapayalnız ve harcanabilecek herhangi bir şey -bir başkası üzerine kurulan duyguları değerlendirme tahtası??- gibi hissettirecek ve nihai amacı sadece ama sadece onu bu en dipte ve tabii kolay lokma haliyle yatağa atmak olacak. Evet sikmeyi bir çeşit aşağılama olarak görüyor ise -ki kendi ifadeleriyle öyle- sikilip atılacak bir şey ha?? Ve bu yolda her şey mübah olacak? Ben hayatım boyunca hiçbir zaman böyle insanlıkdışı bir duygusuzluğa şahit olmadım. Onlarca sayfa şey okudum tüm olası hastalıklar kişilik bozuklukları travmalar hakkında. Kitaplar okudum notlar çıkardım günlerce üstünde durdum ve düşündüm düşündüm. Ve çıkarabildiğim tek sonuç karşımdakinin-ya da ki’lerin- şımarık birer piç kurusundan başka hiçbir şey olmadığı oldu. Şimdi sıkıldık ha? Daha ne yapmamı bekliyorsun kameranın önüne geçip striptiz falan mı yapayım? Hayıır tabii ki de beni “sikip” rahatlamalısın. Sınız?!!! Beni bıçaklamakla kurşuna dizmekle bilmem topuğuma sıkmakla mı tehdit edeceksiniz yoksa??? Şöyle diyeyim sizin gibi şerefsiz adi suratına dahi tükürmeye değmeyecek hilkat garibeleriyle bir daha iletişim kurmak yerine milyonlarca defa bıçaklanmayı onlarca defa daha dirilip tekrar ölsem bile en azından içimi şu pislikten pis sözleriniz düşünceleriniz ve olmayan insanlığınızdan uzak olduğumu bilerek rabbimin huzuruna çıkacağımı bilerek mutmain olurum. Umarım bu dünyada ve öte dünyada hüsrana uğrarsınız ve acısı iki cihanda da çıkar çıkacak. Ben sana bir şey yapmadım ve yalancısın sen ha? Senden nefret ediyorum. Hepinizden. Ama bilhassa senden.

    1. Başta açıklama yapmayı düşünmüyordum ve ne kadar yanlış anlaşıldığıma gülüp geçmek istedim ancak az önce dinlediğim bir hikaye aklıma birden bu yorumu getirdi. Bana kızmakta ve benden nefret etmekte oldukça haklısınız çünkü yazıda âna bağlı hissiyatımdan dolayı, daha sakinken okuduğumda benim de şaşırdığım düzeyde nefret içerdiğini belirtmedim. Duygular, sanatı güçlendirir ve onun daha yoğun olmasını sağlar. Bu yüzden çoğumuz sinirlendiğimizde, üzüldüğümüzde, mutlu olduğumuzda bir şeyler karalamak isteriz. Bu yazıdaki nefretim de neredeyse her şeyi konfor ve para olmuş milyarlarca insanaydı. Hiçbir şey umrunda olmadan ve hiçbir şeyi farkında olmadan -umarım buradaki “hiçbir şey”lerin de mübalağa olduğu anlaşılır- eğlenen ve doymayan insanlardan nefret etmeyen birisi kesinlikle mahvolmuştur. Yani bu yazı uyuşmuş insanlara karşıydı. Bu yüzden konfordan yoksun genelde Doğu ülkelerindeki insanları değil de otelde kıçını kırıp yine kıçı ağrıyana kadar yatan insanlardan ve her şeyin değişmekte olduğunu farkında olmasına rağmen inatla kendi görüşlerinin ebediliğini savunan, “geçmiş”i “şimdi”de yaşayan insanlardan bahsettim. Bu yüzden kendini romantizme ve heyecana kaptırmış bir ton robottan ve farklı fikirler duyduğunda “Hmm, ilginç” deyip bir saniye bile hakkında düşünmeden boşveren korkaklardan bahsettim. Dilerim artık aktarmak istediğim şekilde okunabilir. Ve yoldan çıkmamak için bir ötedünyaya ihtiyaç duymuyorum, kendim bu konuda bana yeterli oluyor. Eğer bana olan nefretinize rağmen okumaya başlamış ve buraya kadar gelmişseniz teşekkür ederim.

      1. Geç gelen not: Tabii Türkiye’deki tatil ve dinlenme anlayışının da “sabah-akşam yatıp yemek yenilebilecek bir tatil köyünde bir otel bulup yazı harcamak”tan öteye gitmekte çok zorlandığı da ayrıca eleştirilmesi gereken bir konu.

Tuna için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir