Sağ ayağım izmaritin yanına gelince durdum. Eğildim; yarısına dek içilmiş izmariti alıp cebime koydum. Kim atmış bunu bitirmeden?

Yusuf Atılgan – Tutku

Yurttan çıkıp yürüyorum, her gün aynı ben, aynı merdivenleri, farklı pantolonlar, farklı ayakkabılar bazen farklı düşünceler ama aklımın bir kenarında hep aynı seninle yürüyorum. Çantamda farklı kitaplar, kim bilir hangisinin iade edilme zamanı yaklaşmakta, bilmiyorum. Kütüphanenin önüne geliyorum. Geçen geceden kalma bir paket sigara çantamda. Sigara içmiyorum aslında ama tek tük de olsa bazen, biliyorsun. Bir sigara yakayım diye düşünüyorum içeriye girmeden. Siz de mi bulduğunuzda içenlerdensiniz yoksa? Evet, diyorum kendi kendime, bu da bir çeşit tiryakilik olsa gerek.

İçerken bir yandan bakıyorum kütüphane önündeki insanlara. Herkesin beklediği bir sen varsın sanırım… Yoksa neden kapı önünde, biz burada, ellerimizde sigaralar, hiç alışamadığımız, aslında bizim bile olmayan, başkasından aldığımız, bu iğreti, kötü kokulu ama içtiğimiz ama ciğerimizde dumanlar, sen, ben, bekleyenler, sana sarılanlar, senden ayrılanlar, kafasında seni büyütenler, hayal üstüne hayal kuranlar, kurduklarını yıkanlar, düşündükçe var edenler olmayanları, her şeyde anlam bulanlar ya da aradığını bulamayanlar derken bir sürü düşünceler uzayıp gidiyor. Sigaraya bakıyorum, filtrenin dibine gelmişim, son bir nefes kalmış fark ediyorum. Onu da çekip söndüreceğim derken elimden düşüveriyor sigara. Yerden alıp söndürüyorum fakat içimde bir garip his. Beklenmeyen bir bitişin verdiği huzursuzluk, ben böyle olsun istememiştim. O son nefesi de çekip yavaşça söndürürken kafamdakileri de sonlandıracaktım. Şimdi her şey havada asılı kaldı. Bir tane daha yakmaya karar verip bir sigara daha çıkarıyorum paketten. Her şey sil baştan tekrar etmekte, çakmak sesi, yakarken çıkan ateşe bakışım sonra kütüphane önünde bekleyenleri izlemem, seni beklediklerini düşünmem derken tıkanıyorum. Hayır, ikinci sigara fazla geliyor. Söndürmeliyim diye düşünüyorum. Bu daha yarım bir bitiriş olacak, emin miyim? Canım sıkılıyor, zaten sigara da söndürürken yamuluyor, kırılıyor, içindeki tütünler her yere dağılıyor, aynı kafamdaki düşünceler gibi.

Ani bir kararla parçalanmış sigarayla birlikte bütün paketi de atıyorum çöpe. Attıktan sonra da atmak yerine birine mi verseydim diye geçiriyorum aklımdan ama hayır, seni kimseyle paylaşamıyorum… Bu şey! Yalan. Koca bir yalan bu içtiğimiz, bu her gün yaşadığımız aynı merdivenlerde, farklı kot pantolonlarla. Üzerine ölü toprağı atamadığımız. Bir arkadaşın verdiği örnektir kafamda. Kadınlar diyordu, savaşa giden eşleri dönmeyince ama aylar ama yıllar, ama seneler gibi yıllar geçtikçe –geçsinler- ve gelmedikçe ölü bedenleri eş bildiklerinin, yani bir parça toprak atmadıkça ruhsuz bedenlerin üzerine, bitmeyen bir bekleyişin başrolleri… Onlar, onlar, onlar yani onlar basmadıkça sigarayı taşa toprağa, hep bir duman tütecek gibi mezarlarından.