Yok yok yok. Hiçbir yerde yok. Sepetin içindeydi. Elinde kılıç olan Viking savaşçısı biblosu. Kılıcı kırılmış olabilirdi. Hatırlamıyorum. Fakat nereye gidebilir? Bir gece ayaklanıp kaçmak mı istedi? Gerçekten tuhaf zamanlar. Bir bibloya bile sahip çıkamıyorsa neden yaşar ki insan.

Soğuk. Elektrikler kesik. B. hasta olmuş. Uyuklamayı sevdiğim kanepede uyuyor. Çorba yaptım. Götürdüm. “Sen bunun içine bulyon mu koydun?” ” Hı hı.” “Hiç sevmem.” Koca bir kaseyi bitirdi. Tekrar gözlerini yumdu. Başına sirkeli bez koydum. Ateşi de var. Üstünü örtmemek lazım ama ev soğuk.

Uyuyor. Seyrediyorum. Gözleri kapalıyken uzaklaşıyor sanki. Başka bir alemde. Koşuyor, zıplıyor, seviyor, ailesi var, çocukları… Düşünmek istemiyorum. İstemediğim hangi düşünce varsa saldırmaya başlıyor. Ilık ılık yüzerken denizin üstünde birden ayağıma denizanası değiyor. Kaşınıyor, yanıyor, tuz değdikçe yarama yaram pişiyor.  Sakince sahile doğru yüzmeliyim evet. Bu kadar çok açılmamam gerekirdi evet. Kendime dönmeliyim evet.

Usulca gözlerini açıyor. Yorgun görünüyor. Biraz daha uyu diyorum. Kafa sallıyor çocuklar gibi. Biraz daha çorba diyorum. İstiyor. İstiyor ve ölüme biraz daha yaklaşıyor.

Keşke başka türlü olabilseydi. Sabah kapıyı çaldığında “Sence sonraki hayatımızda eşek olmak için nasıl bir günah işlemek lazım?” diye söze girecek kadar sevimli olmasaydı keşke. Çok hastayım burda durayım mı biraz derkenki samimiyeti, giderken taktığı buz maskesini hemencecik eritmeseydi. Fakat insan hem siyah hem beyaz nasıl olabilirdi? Ben mesela neden sürekli aramızdaki kovalensiyel denklemi çözmek için bu kadar çaba sarf ederken, o ne yapıyor, hayatına devam ediyor. Gidiyor ve gelmiyor. Gidiyor ve sevmiyor. Gidiyor ve artık ölüyor. Şimdi minik zehir kırıntıları B.’nin midesinde kurduğu krallığı büyütüyor.

“Ben bulyon sevmem ama gerçekten iyi geldi bu. Tarifini versene.” “Dalga geçme ya.” Gülümsüyorum. Beni hep bu tebessümle hatırlayacak belki öbür tarafta. Beni neden öldürdün der mi? Demez bence. O da hayattan benim kadar sıkılmıştı. Yavaş yavaş zehirlemiyor muydu kendini o da?

Ölümün kurtarıcı kolları seni sarsın, büyütsün çocuk. Sallama artık kafanı. “Uyu hadi.” “Ölene kadar uyumak istiyorum.” Gülümsüyorum. Zavallı çocuk. Tek kusuru hayatı fazla dalgaya almasıydı. Kamburu yoktu belki ama içi yara doluydu. Yaralarını iyileştirmek için insanların kusurlarını kullanırdı.

Çamaşır suyu içip içini temizleyecek kadar hijyen hastası ev hanımlarına benzerdi bazen. Takıntıları. İnsanları bir kalıba sokar ve öyle hareket ederdi. Kendisinden başka kim varsa önemsiz bir kuklaydı. Herkes başka biri tarafından yönetiliyor, ruhsuz, özgürlüksüz, çöp gibi nefes alıp veriyordu. Takım elbiseler giyiyor, nasılsın, iyi misin, nerdesin diyor, nefret ettiği işiyle, nefret ettiği ailesiyle yaşıyor, kredi borcunu ödemek, kartları takip etmek, yeni bir araba alabilmek için ruhunu satıyor ve sonra ben insanım diye dolaşıyor diyordu.

Yaşam onun için küçük kalıyor gibiydi hep. Hayatı önemsemezdi. Önemsiyor olsaydı planları olurdu. Hiç hayali yoktu mesela. Varsa da benimle paylaşmazdı. Ben ona uzay yolculuğumdan bile bahsetmişken hem de. Ona kızgın olduğum doğru. Fakat öldürmek için yeterli bir neden miydi bu?

Bunu sormak yeni aklıma gelmedi. O yağmurlu günden sonra bir şeyler kırıldı içimde. Darmadağın olmuş gibiydim. Sanki bir sabah uyandım ve artık kamburum vardı. Beni hiçbir zaman sevmeyecekti. Çocukluk aşkı vardı onun. Elimden gelse onu da öldürürdüm doğru. Elimden gelse çocukluk aşkı fabrikası kurar, gir içine ve yaşa da derdim. Öyle de yavaş yavaş ölecekti zaten. Kim yavaş yavaş ölmüyordu ki. Süreci biraz hızlandırdım o kadar.

Uyudu, uyanmayacak. Yavaş yavaş soğuyor. Önce yanaklarının pembeliği terk etti beni. Sonra başı yana kaydı. Viking savaşçısı orda ne arıyor. Kılıcı kırık. Nefes alıp veremiyor. Aldı. Veremiyor. Uyanamıyor. Ölüyor. Ruhum ölüyor. Artık bir amacım kalmadı. Kamburum ve ben yaşayıp gideceğiz onunla. Önce kokusu değişecek. Sonra o çok beğendiği vücudu çürüyecek. Süreci titizlikle inceleyip yazacağım. Saniye saniye ten renginin tonunu, başının önüne düşen saçları adedince öpücükle yazacağım. Sanırım ateşim çıkıyor. İşte şimdi eğlence başlıyor.