Menü Kapat

Kafana dik!

Dücane Cündioğlu’na….

Şu somut, soğuk, yırtıcı, kayıtsız, maddi-gerçekçi dünyayı, insan soyunun acınası çıkış-kurtuluş çabaları karşısında atılmış koca bir alaycı kahkaha olarak görüyorsun, biliyorum. Biliyorum çünkü bu kahkahadan ben de gocundum. Zoruma gidiyor. Utanıyorum. Neden yetişemiyorum dünya alaycılığına, neden atamıyorum bu saf-tereddütsüz yıkımın kahkahasını, neden anlamıyorum bir türlü, insan yenmeye gelmemiştir dünyayı, ne de omuzlamaya.

Bilgi türleriyle uğraşıyorsun, görüyorum. Görüyorum çünkü ben de sanıyorum, bilinebilir bir şeyler vardır: Bilinemeyecek olanın, bilinemeyecek oluşu, bilinebilir örneğin. Ve her şey, yazılıp çizilen, konuşulup inşa-ifşa edilen, sanki sınırlarına parmağıyla dokunmak, belki biraz daha ittirmek içindir. Ama daireyi neresinden tutup esnetsen, kalanı daralacak. Sırf kuramsal baksan dahi, neresinden bir baloncuk çıkarsan dairenin, önceki o eski yarıçapın darlığı yanında yalnızdır; dolayısıyla ne bir yere gönderebilir, ne de beslenebilir. O darlık da genişlesin, yetişsin diyelim yenisine. Buyur işte, yeni ve daha büyük yarıçaplı bir daire. Peki neye kıyasla, neye istinaden, neyin yanında? Hem o ‘ne’ nedir? Bilinemeyen.

Çok söz var, çok laf, çok kalabalık. Mesela matematiğin sezgi istemediğini yazmışsın bir yerde. Katılmıyorum. Neye dayanarak? Sezgici matematiğe, kuşkusuz. Bildiğimden mi? Yok. Sezgiden bahseden, sezgiye meyleden matematikçilerin söylediklerinden. Ama karşıtları da var. Belki biraz onlara eğilse insan, ona ikna olacak: Matematikte sezgiye yer olmadığı düşüncesine. Velhasıl, kanaattir her biri, bence, benim bilgi irtifamdan. Peki nasıl olacak? Susarak! Ne?

Kafana dik her ne söylediysen. Ve söylüyorsan da. Söyleme yani kısaca, sözünü iç. Söz içmek denir mesela. İçine almak, içine çekmek, iç etmek, içlemek, içselleştirmek. Dik kafana. Boştur kanaatler. Toplumsal varoluşun şartıdır belki, ama ne uğruna? Eski zaman dervişleri, abdalları ortaçağın, kalenderleri, söz bunca çok, bunca kuru, bunca yaygın ve yavan, bunca ortada, ve ayan beyan olduğu, olabildiği için yetişmiyor, yaşamıyor artık desem, ne diyeceksin? Hakikatle arandaki perde üzerine her ‘reflexion’un, o perdeye kalın, kirli, ağır bir yağ tabakası çektiğini söylesem sonra. Bir adım daha atacağım: Dünyayı, şu madde imparatorluğunu mühendislerin elinden kurtarmaya çalışmak değil, o mühendislere kendi varoluşunu gerekçelendirmek, sebebini izah etmektir meselen. Bir mana numunesi, müzelik bir ‘başka dünya ihtimali’ne indirgenerek korunmak, yaşatılmaktır gayen. Şartlara uyuyor, çeşnilik ediyorsun yani. Madde mühendislerinin manen yanlışlanmakla eğlenmediklerini mi sanıyorsun? Ki zaten yanlışlayan, iştirakçisi değil midir bu dünyanın?

İbrahim Edhem’i menkıbelerden çıkar.
Kafana dik!
Esselamün aleyküm.
Vealeyküm esselam.

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.

paylaşım