İyinin ve kötünün ardında olma durumu, iyinin ve kötünün yokluğuna işaret etmez. İyinin ve kötünün ötesinde olma durumu, bir şeyin iyi ve kötü kavramları ile değerlendirilemeyeceğine işaret eder, kısaca iyinin ve kötünün ötesinde olan ne varsa onu “iyi” veya “kötü” sıfatlarıyla değerlendirmek mümkün olmayacaktır.

Bu durum, iyinin ve kötünün ötesinde olan şeyin iyi veya kötü parçaları olmayacağını da işaret etmez, iyi ve kötünün ötesindedir ve iyi de kötü de onun parçalarıdır yani iyi de değildir kötü de ama bunları kendi içinde birleştirmiş, kötüyü de iyiyi de kendi parçası haline getirip kabullenmiştir, Lao Tzu Tao için “Taoyu açıklayabiliyorsanız o Tao olmaktan çıkar.” der, ki iyinin ve kötünün ötesinde olma durumu da bunu getirir, iyinin ve kötünün ötesinde olan şey iyi ve kötü ile tanımlanmaya çalışılıp kalıplara hapsedilirse olageldiği bütünlüklü yapıdan koparılıp, bir parçası alınacak ve onun da kendisinin bütünü olduğu iddia edilecektir. İyinin ve kötünün ötesinde olan ideal olan değildir, idealize edilecek herhangi bir şey yoktur, tam ya da mükemmel değildir tersine eksiktir, kötü bir yanı vardır, lâkin eksikliği ve mükemmel olamayışı onu tam, ideal olandan daha çekici kılar, mükemmel olanın monotonluğuna başkaldırmış ve eksik olan riskliliğine ve öğreticiliğine sahip olmuştur.

Bütün hisler arasında bu mertebeye ulaşabilecek tek his aşktır. İki cins arasındaki cinsel ilişkiyi kastetmiyorum, herhangi iki insan arasındaki yoğun duygulu ilişkiden bahsediyorum, ancak iyinin ve kötünün ötesinde olabilen his budur. Karşıdaki kişide iyinin ve kötünün olduğunu bilerek, bu hissin bize iyi ve kötüyü yaşatacağını bilerek hissederiz, onun içindeki iyiyi ya da kötüyü severek değil, onu iyi ve kötü severek değil, yalnızca severek ve yalnızca var olduğu için severek, reflektif bir şekilde kendimize dönen bir şekilde severiz, sonsuzca.

Ölümsüz olan budur, hiçbir sesin yok olamayacağını bilerek, hiçbir düşünceyi üretmek için kullandığımız elektrik akımlarının yok olmayıp sadece dönüşeceğini bilerek, eğer bu kadar kozmik bir şekilde baksaydık olaya, hislerimize, iyi ve kötü özelliklerden uzaklaşarak daha fazla yönelirdik sanırım, zira zamanın düz bir çember olduğunu düşündüğümüzde ve yok olan hiçbir şey olmadığında, sırf bu zamanın bu parçasında birine karşı sonsuz bir şeyler hissetme şansımızın olduğunu görüp ve bu hislerin parçalarının da sonsuza dek kozmik boşlukta salınacağını bilerek hissetsek, daha fazla sever, daha az planlardık sanırım.

İdealizasyon, bütün kötülüklerin anasıdır ve en ani şekillerde yok eder hisleri, oysa iyinin ve kötünün ötesinde konumlanır ve konumlandırırsak, ne idealize eder, ne de pişmanlığa uğrarız. Kierkegaard, yap ya da yapma pişman olacaksın diyor, ben ise bir şeyin sonucunun etkisi olacağını ama bunun iyi veya kötü değil, olması gibi gerektiği olacağını düşünüyorum, yap, pişman olmayacaksın, yapma yine pişman olmayacaksın.