Başak Köklükaya, Öykü Karayel ve Yiğit Özşener’in başrollerini paylaştığı Pelin Esmer’in ve Barış Bıçakçı’nın senaryosunu yazdığı ve Pelin Esmer’in yönetmenliğini yaptığı ‘’İşe Yarar Bir Şey’’ filmi bizi uzun ve sessiz bir yolculuğa çıkartıyor.

Hikaye, Leyla’nın sesiyle bir tren garında başlıyor. 42 yaşında olan Leyla kendi içindeki sorgulamalarıyla ve rahat tavrıyla karşımızda ve 25 yıl sonraki bir mezuniyet yemeğine gitmekte tesadüfen bu yolculukta karşısına Canan çıkıyor ya da o Canan’ın karşısına çıkan bir yol arkadaşı oluyor. Aslında Leyla bunun olacağını tren garındaki o kısa bank sohbetinde seziyor. Hikaye bizi trenin tıngır mıngır bir ritmi içinde kendine çekmeye burada başlıyor.

Leyla’nın yataklı vagonu tercih etmesi; fakat bir yandan da vaktini yemekli vagonda geçirmek istemesi onun bir yandan gizlenmeye çalıştığını; ancak yok olmak istemediğinin izlenimi vermekte, var-oluşun ve yaşamanın çaresi olarak şiir yazmayı seçen Leyla bir süre avukatlık yaptıktan sonra kendini görünen bir gizli köşeye sıkıştırıyor farkında olmadan.

Canan ise; iyilik ve kötülük arasında bize sorular sorduran genç hemşiremiz. Kendisinden rica edilen bir iyiliği yapmaya gidiyor kendi tabiriyle. Bu iyilik, boyundan aşağı felç olan bir adamın artık daha fazla yaşamak istememesi ve kendisini öldüremediği için başkasının elinden ölmek istemesi. Canan, tedirgin ve bir yandan da bunun kendisine sağlayacağı maddi yararı düşünmekte içten içe. Bizler izleyici olarak onun masum haline üzülürken bir yandan da bunun teknik olarak bir cinayet olduğunu bilmekteyiz; fakat başkası sizden kendisini öldürmesini isterse bunun anlamadı nedir? Bu garip yolculuğunda farkında olmadan bir misafir edinir Canan ve Leyla dahil olur. İşler burada bizim için garip bir hal alır. Leyla neden yardım etmek istemektedir?

Yiğit Özşener, Yavuz karakteriyle yatalak olan orta yaşlarda bir mühendis, kendi celladını beklerken içeri giren Leyla’yı görünce şaşırıyor; çünkü gelmesini beklediği kişi bir hemşireyken şiir kitaplarını severek okuduğu ve ezbere bildiği şiiriyle Leyla beliriyor yatağının başucunda ve işte burada başlayan sohbet hiç bitmesin istiyorsunuz. Hayat nedir? Yaşamak ve ölmek, mücadele etmenin anlamı ya da anlamsızlığı ve şiirin yaşama etkisi gibi ana başlıkların olduğu bu sahneler sizde hüzünlü, komik, depresif ve bir diğer deyişle karanlık -karmaşık bir etki bırakıyor.

Filmin benim için gizli bir kahramanı olan karga ise; tam bir sorgu meselesidir; çünkü istasyon istasyon giden bir adam duvarlara karga resmini çizmekte. Bunun benim için anlamı her şeyi hatırlıyor olmak, iyiliği ve kötülüğü hiçbir zaman unutmamak, dışlanmışlık ve biraz çirkin biraz da huysuz bir yapıya sahip olmayı çağrıştırıyor.

Ayrıca eklemek istediğim önemli meselelerden biri, pencere camlarındaki yansımalara dikkat çekmektir. Öyle bir an geliyor ki siz de dalıyorsunuz Leyla’nın görüntüsünde ya da bir trenin içinde; çünkü gariptir ki gerçek olan ancak sadece karanlıktan geçerken görebildiğiniz yansımanız, bir nevi kendinizi bu karanlığın içinde bulabilirsiniz de demek istiyor. Sanırım gölgeler ve ışık konusunda meraklı biri yönetmenimiz Pelin Esmer.

Leyla’nın Yavuz’la olan sohbetinde, onun bir meraktan mı burada olduğu yoksa sadece Canan’a yardım için mi geldiğini izliyoruz ve ne kadar sevsek de Leyla’yı; içimizden onun sadece bir hikaye için orada olduğunu düşündürüyor film bize. Tüm bunlar olurken film boyunca bize ve bir nevi bütün bir filmi şiir haline getiren çello sesi dikkatimizi ve duygumuzu hep tetikte bırakıyor. ;
Basit bir tren garından başlayan enteresan bir hikâye, kendisini melankolik bir müzikle koca bir dağ gibi içimizdeki son soruyla bırakıyor. Pencereden son bakış; hem içeriden hem dışarıdan.

Kısa zamanda izlemenizi tavsiye etmekle beraber şiirin önemini de anlatan ‘’İşe Yarar Bir Şey’’ umarım köşelere gizlenmiş bir film olarak kalmaz. Ben şimdiden arşivime ekledim bile.