İntiharın Sosyalliği

Ölüm en başta, ölüyoruz en temelinde, intiharın getirdiği şey eyleyenin ölümü en sonunda. Peki her zaman eyleyenin ölümü gündem mi oluyor? Kendi canını alma eyleminde bulunan herkes toplumsal bir şekilde herkese haber mi duyuruyor? Kesinlikle hayır.

Kendi canını alanın ve bunu göstermek isteyenin bile bir düzeyi var. Günde onlarca kişi canını alıyor belki de kendisinin ama bunların hepsi haber olmuyor. Haber oluşun, bir başkasına duyurmanın bile bir anlamı var artık. 

Bu anlamdan bahsederken elbette örnek vermek gerek, birçok kişi, sosyoekonomik düzeyi düşük kişi intihar ediyor, lakin biz halkta infial yaratanı ise “İki çocuğunu saç kurutma makinesiyle ısınmaya bırakıp intihar etti.” düzeyinde oluyor, ki böyle bir durum hepimizi etkileyecek bir durum bu nedenle haber oluyor, şey gibi “Biz başarısız olduk seni ve evlatlarını hayatta tutmakta.”

Öte yandan Mehmet Pişkin gibi birinin ölümü ise hiç beklemediğimiz hiç düşünmediğimiz bir şekilde gerçekleşiyor. Mehmet Pişkin, kendi halinde yaşayan bir orta sınıf, lâkin hayatından yoruluyor, bu hayattan artık çıkmak istiyor. En sonunda ise bu hayattan çıkıyor ve seneler olsa bile biz bunu hatırlıyoruz.

Bunun en büyük nedeni, aynı bizim gibi olması, Mehmet Pişkin’de kendimizi görüyoruz zira, ortalama bir şekilde yaşayan, ortalama mutlulukları olan ve ortalama üzüntüleri olan, aynı bizim gibi biri. Yine de ötekilerin tersine, aynı bizim gibi olmasına rağmen intihar ediyor. Bizi asıl dehşete düşüren de bu, aynı bizim gibi birisi, biz yapmıyorken neden bu radikal kararı alıyor?

Hala onu unutamayışımızın da sebebi bu. Bizim gibiydi, bizim yaşadıklarımızı, bizim hissettiklerimizi hissediyordu, neden bunu yaptı? Bu sorunun cevabı aslında hem çok kolay hem de çok zor, hem bizim gibiydi hem de bizim gibi olmak artık tat vermiyordu artık bizim gibi olmak ona hiçbir şey ifade etmiyordu. 

En ötesinde, bizim, çoğunlukla aynı davranan insanların tarafında olmak artık ona hiçbir şey hissettirmiyordu, ne mutluluk ne de üzüntü. O sadece hissetmek istedi, tamamen bizim aksimize ve hissetti de tamamen monoton yaşayan, kurallara dayalı, plaza linguistiğine dayalı bizim aksimize.

Şimdi diyelim ki tıpkı Deleuze’un intiharı gibi Mehmet’in intiharını da simgeleştirebiliriz.

Hep isteyenler, hep dinleyenler için.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir