İnadına Bilim

Alfred Wegener. 1904 yılında Berlin Üniversitesi’nden gökbilim dalında doktorluk ünvanını kazandı. Bununla birlikte genellikle jeofizik ile ilgilendi. 1912 yılında The Origins of Continents and Oceans (Kıtaların ve Okyanusların Kökeni) isimli makalesini yayınladı. 1915 yılında ise Kıtasal Sürüklenme kuramını ortaya attı ve olanlar işte o zaman oldu. Bu teoriye göre, tüm kıtalar başlangıçta tek bir kara parçasıydı. Bu büyük kara parçalandı ve Dünya’nın bugün göründüğü gibi olmasını sağladı. Bu teori için kanıtlarını tek tek anlattı:

Wegener, tüm kıtaların kıyılarının bir yapbozun parçaları gibi birbirine uyduğunu fark etmişti. Şu anda herhangi bir dünya haritasına bakacak olursak Afrika’nın batı kıyısı ile Güney Amerika’nın doğu kıyısın ayrılmış bir yapboz gibi uyduğunu fark edebiliriz.

İkinci kanıtı ise fosiller üzerine yaptığı çalışma idi. Fosil bulgularına dayanan makaleler üzerinde çalışmış ve arada karasal bir bağlantı olmayan iki ayrı bölgede nesli tükenmiş aynı hayvanların fosilleri olduğunu fark etmişti.

Tüm bunlar için şöyle demişti: “Eski görüşleri fırlatıp atmakta neden tereddüt edelim ki? Eski fikirlerin varlıklarını on yıl daha sürdürebileceklerini sanmıyorum.” Ama ne yazık ki Wegener çok iyimser düşünüyordu. O zamanlar tüm bilim adamları dünyanın en baştan beri böyle olduğunu ve kıtaların herhangi bir sürüklenme yaşamadıklarını düşünüyorlardı. İnanılmaz ağır eleştiriler aldı. Meslektaşları onun fikirlerinin “saçma” ve “yoldan çıkmış” olduğunu söylediler.

Yerbilimci Max Semper “Kıtasal kayma gerçekliğinin yetersiz gerekçelere dayandığını ve tümüyle hatalı olduğunu” söyledi.

Ama Wegener yılmadı ve tüm meslektaşlarını yanıltmak ve ikna etmek için kanıtlarını bulmaya devam etmeye çalıştı. 1906, 1912, 1929 ve 1930 senelerinde olmak üzere dört defa kutuplara seyahata çıktı. Ancak işte sonuncusu 1930’da gittiği kutuplarda kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi.

Daha sonra bir kaç yıl içinde yeni birtakım ölçüm cihazlarının etkisiyle okyanus tabanı, manyetik alanlar ve tarihlendirme teknikleriyle ilgili veriler ile Wegener’in haklı olduğu ortaya çıktı. Wegener’i en hararetli eleştirilen ve küçümseyen yerbilimci John Tuzo Wilson’ın da fikri değişmişti; “Görünen, attığımız sınırlı bakışlarla oluşturduğumuz beklentilerden farklı. Dünya atıl bir heykel değil; yaşayan hareketli bir cisim. Temel nitelikteki bir bilimsel devrim bu.”

Wegener statükoya meydan okumuştu ve bu kuramının doğruluğuna inanmıştı. Kendisi göremese bile bu kuramının doğru olduğunu tüm dünya görmüştü. Hiç vazgeçmeden tezini savundu. Tüm dünyaya inatla bunu kanıtlamak için uğraştı ve bu hedefi için öldü.

Pisagor gibi, Galileo, Tesla, Newton, Darwin, Lavoiser, Sokrates ve daha bir çok dışlanan, hor görülen ve eleştiri yağmurlarına tutulan bilim insanları gibi Wegener’de inandığı şeyde sonuna kadar gitmiştir.

Unutmayalım ki “Bu dünyada ilerleyen kişiler, kolları sıvayıp istedikleri ortamı arayan, bulamayınca da yaratan kişilerdir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir