hüzün

yaptığımız ve yapmayı sürdürdüğümüz işlere, düşündüklerimize, hissettiklerimize asla inanmadan ne kadar çok şey yaşadığımıza dair bir tartışmayı içeren doktora tezimi nihayet dün sunabildim; bazı dostlarım sayesinde kabul edildi; böylece, teknik anlamda bazı düzeltmeler kalmakla birlikte daha bir aranızda olabilecek bir haldeyim… bir tez jürisi hikayesi anlatmayacağım elbette, ama tek söyleyebileceğim şeyi söylemeden edemeyeceğim: sevinç yerine bir “bakiye” duyguyla karşı karşıya kaldım… beş altı yıldır uğraştığım ve şu anda benim için “çok özel” üç kişinin sayesinde tamamlanmış olduğuna kani olduğum bir çalışma sürecinden geriye sadece biraz “hüzün” kaldı… olayı odtü’deki mahfuz bir lojmanda günbatımına karşı absolut vodka, havyar, hıyar turşusu, caz, rus, amerikan, alman ve barış gücü askeri ceket ve pantalonları, rebetika ve kazaska eşliğinde kutlamaya çalıştık –ama yine geriye hüzün kaldı… her yeni gün geriye kalan günlerin sorgulanmasıdır diyerek geçiştirmeye
çalıştığımız bir hüzündü bu… belki sadece duke ellington başedebilirdi böyle bir şeyle… ve öyle de oldu… ama geriye yine biraz hüzün kaldı…
aranızda bu olayın gerçekleşmesine –hiç farkında olmasalar bile– katkıları olanlara (ve olmayanlara da) sonsuz teşekkür ediyorum…

hüzün geriye kalandır. biraz blues dinleyin benim için…

not: “hüzünlü tezin” tamir edilmiş son halini yakında ortama göndereceğim, ilgilenenler okuyabilirler; ama burada bölük-pörçük de olsa tartışmakta olduğumuz bazı konulardan pek uzak değil ve ne yazık ki ingilizce…

ulus baker

1 yanıt: “ hüzün ”
  1. Korkarım cevabım alakasız olacak. Bir benzetme. Ama ilk önce güzel bir hikayeyi sonsuz kısaltarak asıl konunun bağlamını belirlemek isterim.
    Bir modern, bence modernlik Sümer ile başladı ama o ayrı bir konu, sabah uyanır, kapıdan içeri mini etekli sarışın mavi gözlü güzellik şampiyonu bir genç kız girer ve ʻʻdile ne dilersenʼʼ der.
    Şahane futbolcu olmak ister olur, şahane bilardo oyuncusu olmak ister olur, olur da olur. Nihayet merak eder sorar.
    – Yahu, ben neredeyim?
    – Sen kaza geçirdin, öldün, öbür dünyaya geldin.
    Her zaman liste başında gelen Hitler ve Stalinʼi görmüi ama bizim sloganımız ʻHitler öldü, yaşasın Hitlerʼi duymamış. Yani, Trump, Merkel, Macron, May, Xi Jinping, Putin, Modi, Atatürk, Erdoğan ve benzeri binlerce kasapları duymamış.
    – Ama burada bir sürü kötü insan gördüm. Cehennemde olmaları gerekmez mi?
    – Cennet, cehennem yok. Herkes buraya gelir. Cennet ve cehennem, insanlar birbirlerini ara vermeden boğazlamasınlar diye propaganda idi.
    Neyse ölen arkadaş pirzola yemek ister, her gece değişik bir güzel kızla yatmak ister. Solcu devrimcilerin alçak kapitalistleri öbür dünyada da ticaret başlatmışlar. Seçalan beğen al. Daimi bakire Müslüman huriler; Made in China ʻSex Toyʼlar; Internet ve televizyon pornografilerindekiler..
    Bir gün hık mık eder, dileğini söylemekte zorlık çeker.
    – Neden çekiniyorsun? Ne istediğini söyle, korkma.
    – Yahu biz ölünce hiç olacağımızı, bu işin biteceğini sanardık. Hatta bir televizyon programında Freud adlı bir adam, insanın ölümü arzuladığını, bunun (epigenetikle) bir içgüdü olduğunu ileri sürdüğünü bile duymuştum. Yani, öyle gerçekten ölebilir miyim?
    – Tabii, eğer istersen öyle yaparız.
    – Peki benim gibi olanlar var mı?
    – Var. Hem de %99 ve en başta süt inekleri bilim adam-karıları.
    – Allah, Allah! Peki hiç ölmek istemeyenler ne yapıyorlar?
    – Konuşuyorlar.
    Bir antropolog bir Buşman ile çölde yürüyor. Ölümü konuşuyorlar. Buşman arkaya bakar,
    – Bak rüzgar geldi, ayak izlerimi sildi süpürdü. Ben ölünce de aynı şey olacak.
    Antropolog, ʻʻBuşmanʼda zerre kadar tasa görmedim” der ve Bertrand Russellʼın huzursuzluk dolu ölüm anlayışı ile yan yana yazıp kıyaslar. Sırf tesadüflerden ve kazalardan oluşan, bilimsel yasaların tasvir ettiği anlamsız, korkutucu bir dünya. Kapital Allah ile sağ ve solun putları, yamakları, süt inekleri bilim adam ve şimdi de karılarının tatmin edemediği bolluk dünyası.
    Sanırım kaza sonucu ölen de Russell ve Ulus Baker gibi dürüst.
    Ama asıl hüzün, herkesin bildiği ama kabul edemediği çaresizlik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir