Ne istediğimi bilmiyorum artık, kimse bilmiyor. Herkes üstün olmak istiyor, kimden üstün olmak istediğini bilmiyor. Sadece  üstün olmak, birileri tarafından rütbe ile birlikte isminin söylenmesini istiyor insanlar. Artık biz kimiz, kendimiz neyiz bilmiyoruz. Artık sadece ismimizin önündeki sıfatların ne belirttiği önemli. Artık sıfatlarımızın bizi diğer insanlardan ne kadar ayırdığı önemli başka bir şey değil, çünkü ancak biz kendimizi başkaları ile karşılaştırarak önemseyebiliyoruz. Başka bir şekilde değil.

Biz artık ne ise o değiliz, ne olabileceksek O’yuz. Profesör, iş kadını ya da herhangi bir şey mi olabileceğiz, biz işte ancak O’yuz. Biz hangi modern hiyerarşi bizi uygun görürse O’yuz. Bilgilerimize göre değerlendirilmeyiz biz, hangi tarafı tuttuğumuza göre değerlendiririz, çünkü biz bu ülkede doğduk ve biz bu ülkede öleceğiz.

Camus bu ülkede ancak bir alkolik olabilirdi. Proust ancak aşk romanları yazan biri olabilirdi ülkemizde. Sartre ise bir sosyalist olarak Nazım Hikmet kadar ünlü bile olmayarak ölüp giderdi. Kimse ne varlık ile ne de hiçlik ile ilgilenirdi, çünkü zaten insanlar zar zor hayatta kalıyor idi. Neden ilgilenselerdi, ya da  nasıl ilgilenebilirlerdi hayatın üst problemleri ile?

Biz bitemeyiz, çünkü başlayamıyoruz ve başlamaya çalışanlar olarak tıpkı Tezer Özlü’nün Ferit Edgü’ye yazdığı gibi her şeyin sonundayız.