Heidegger, asit ve Terrence Malick

Şeftalinin lekesi geçmez yazından, kediler hakkındaki bilimsel gerçeklere inandığımız seneye kadar geçen zamanı düşünüyorum. Başkaydı. En azından benim için. Hiçliğin doldurduğu bir yarıkla ayrılmış iki zaman adası. Sadece birinden diğerine -hayretle- bakmak serbest.

neden mod10da bir sistem kurduk ? El parmaklarımızın sayısı olduğu için der multidisiplin sevdalısı bir arkeolog- televizyona çıkanlarından- ve aynı şekilde devam ettirebiliriz 12 anahtarıyla çalışan sistemler ve işlenen veriler için. ” Baş parmağımızı saymak için kullandığımız durumda parmaklarımızdaki boğumların sayısı 12 eder ve diğer elimizi bu 12li paketleri saymak için kullandığımızda 60’ı elde ederiz.” Bakmıyorum, kontrol etmiyorum. Muhtemelen buna benzer şeyler yazılmıştır. İnsan ellerden başlar kendini okumaya ve ellerle şekillenmiştir evrimin basamakları vs vs.

Üşümek yorulmakla karışıyor baldırlarımda. Yeşilin içinde kayboluyorum. Aklıma geliyor ve gülüyorum. ” Lan birbirimizi öldürmek için teneke kutuların içine giriyoruz.” En azından dünyadan ayrılmak için münzevi çabalar çağına girmiş bulunduk da bir arkaya yaslanıp öyle baktık. Yoksa işimiz gerçekten yaştı. Neyse bizi boşverelim benlere dönelim.

Develerce yük çektim kütleçekimin sıfıra yakınsadığı noktaya. Rahattım. Kendimde boşluklar aradım, keskin köşeler. Sonra şeyler geldi aklıma. Okyanusun dibinde elimle fenerle yürümek, karpuz yemek gibi şeyler.

Zamanı hapsettim, yankılandı. Zamana hapsoldum ve yankılandım. Hani tırnak içleri lazımdır ya muhteşem zihinlerden, sanki düşünmek yeterince kolay bir iş değilmiş gibi, sanki binlerce kelime binlerce olasılığa gebe ta şuracıkta yatmıyor da muhtacız söylenmişi düşünmeye. Ben de öyle yaptım ürkek bir zihne yakışır şekilde. Vonnegut geldi o an aklıma. O penis ölçülerini gösteren bir gözlük taktığı romanı. Sonra Celine. Daraldım. Kendi dizlerim üzerinde daha çok ufuk öldürebilirim diye düşündüm. Bir ara da hiç düşünmedim.

Oysa her partiküle ayrı dokunuyor zaman. Merkezsizleştirmenin problemi, algıdan sıyrılan ve zeka eşiğinin üstünde kalan merkezlerlerin düşünceye uyguladığı gergidir. Başka türlü 20.yy fransasında varoluşçuluğun moda olması saçmalığını başka hiçbir şey ile açıklayamam. Acınası derecede komik.-trajikomik değil-

Dil dahice bir araç, düşünce öğütücüsü, Düşüncenin o amorf ve uzlaşıdan uzak o dönüştürülemez, aktarılamaz yapısını homojenleştirip kalıplara aktarmayı mümkün kılan zalim ve kusurlu bir makine. O kadar çaresiz bir araç ki yapıtaşlarını bilince tanıtmak için yalnızca o yapıtaşlarından oluşan rehberler kullanmak zorunda kaldık. Kosmosun tüm bilinçlerinden, kaç kelimeyi silmemiz gerek dili yok etmek için ? Düşünüyorum, simüle edemiyorum.

yokuşyukarıshakespeare:anlıyorum seni wittgenstein anlıyor ve görüyorum. hatta artırıyorum. merkezlere inanmıyorum.

Dil üzerine düşündüğüm her uykusuz gece iki yerde bitiyor. Bilgi sosyolojisi ve ya alıntılanmış sessizlikler.

...
Hiçlik çok küçük bana, severim onu yine de
ve boyarım yaldız üzre ve kocaman,
ve tutarım yüksekte ve bilmem kimin 
ruhunu kurtarır tutsaklıktan

yaşarım yaşamımı, genişleyen çemberlerde,
şeylerin üstünde dönenen
sonuncuyu tamamlayamacağım herhalde,
ama deneyeceğim bir kere.
...
Rainer Marie Rilke

Şimdiden uzaklaşma arzusuyla dolup taşmıştı zihnim. Kelimeleri uç uca ekledim ve uzandım geçmişe ve geleceğe. Sicimlerden örülmüş köprülerle. Bu iki kutup arasında yeterince sıkışmam gerekiyordu sicimlerin kopması ve şimdinin içine düşmem için.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir