hatrınızı sormaya geldik

8 yıl önce etilen’in ilk versiyonu olan forumu açtığımızda “söyleyecek sözümüz var” demiştik. kısa süre içerisinde bu sözü kağıda döküp fanzinini yaptık, sonra blog ile webzine de olduk. bu süre zarfında çeşitli formatlarda karşınıza çıktık. arkadaşlarımız oldu. buraya girdiler, kaldılar, çıktılar falan.

8 yılda çok şey değişti. bu değişimlerin büyük bir kısmı etiket – ya da trendleri takip edelim – marka bazlıydı. bir çok problemin özü, içeriği hala aynı. bazı noktalarda çok daha geri gittiğimiz bile söylenebilir. örneğin yaklaşık 2500 yıl önce eski yunanistan, öğrencilere öğretmenlerin görüşlerini papağan gibi tekrarlamanın değil, kendi başlarına düşünmenin – tartışmanın, müzakere etmenin, akıl yürütmenin ve eleştirmenin öğretildiği ilk toplumdu. günümüzde ise “hala” günde 7 saat televizyon izleyebilen bir toplumuz. gündemimizin temel maddeleri ise üniversitede çekilen kimsenin görmediği ama herkesin yorum yaptığı “porno” film, kanuni üzerine çekilen dizi üzerine çıldıran kitle – “osmanlıya uzanan eller kırılsın”?!

zahiri alemde ise sansür artarak devam ediyor. blog furyası yerini yavaş yavaş sosyal medyaya bırakırken popüler blogger kişileri ortaya çıktı. bir kısmı markaların cici promosyonlarını kullanıp 3-5 kuruşa reklam yapmaya devam ederken bir kısmı direk medya satın alma ajanslarına bağlı ısmarlama yazılar yazıyor. blogların en çok takip edileni her zaman memesini gösteren ya da çiftleşmelerini anlatan kişiler olurken, kullanıcıların %1’i içerik üretiyor, %9’u yorum ve tag’leme yapıyor, %90’ı sadece tüketiyor. üretmeyen, üretmekten çok yaymaya çalışan bir nesil mevcut içeriği de saniyeler içerisinde tüketiyor.

2000li yılların başlarında patlama yapan fanzinlerde mevcut online yapılanma ile ortadan kayboldu. fanzin diyebileceğimiz yayınlar ayda yılda bir karşımıza çıkıyor. herhangi bir tepkisi, duruşu bulunmayan, sadece maliyeti sebebiyle fotokopi olarak üretilen yayınlar ilginç bir şekilde kendilerine fanzin demeye devam ediyorlar. gözler fotokopi mafyasını ararken, sadece küfretmenin yeraltı edebiyatı olduğunu sanmaya devam eden bir grupta bukowksi’nin gazıyla komik şeyler yazmaya devam ediyorlar.

… hareket etme vakti.

hal böyleken sessiz kalmanın, söyleyecek sesimiz varken de kendimizi tekrar etmenin anlamsız olacağı bir noktada artık yeni şeyler söylemek lazım diyerek devam ediyoruz. etileni anlamanın temel yolu her ne kadar ne olmadığını anlamaktan geçse de derdimiz budur denilebilir. tüm dostlara selam olsun derken, atladıklarımız varsa özür dilemiyoruz. ceza sahası içinde paslarınız için müsait pozisyonda beklerken, saha kenarından küfürlere de açığız. benim de söyleyecek sözüm var, ben de yazacağım diyenleri de buyur ediyoruz.

adettendir, yoklama ile başlayalım. sağ baştan sayınız.

9 yanıt: “ hatrınızı sormaya geldik ”
  1. belirttiğin yapı altında o zaman kimse kimseye bir şey demesin, herkes kendi sirkülasyonunun devamı olan adamlar olsun. herhangi bir tanım, eleştiri yapılmasın mı oluyor?

    toplumun bütününe baktığımızda zaten her alanda x’den taraf ve y’den taraf kişiler mevcut, bunlar da birbiriyle atışmaya devam ediyor.

    benim “bencelerim” ise herkesin şuku olmuş-boktan olmuş deyişi kısmında benzer bir yorum yaparak boktan olmuş demem. bunu da tanım, küfür ya da herhangi bir şey kullanarak yapabilirim. bir x kişisi benim yazdıklarıma boktan olmuş dediğinde bilmişlik taslamış olmuyorsa – ki bence olmuyor, ben de o vatandaşlara boktan olmuş dediğimde bilmişlik tasladığımı düşünmüyorum.

    özetle durum herkesin bir şeyleri kendi tarafına yakın ucundan çekip götürmeye çalışması ve bu oldukça doğal.

  2. bi adam yazdığı şeye yeraltı diyorsa, fotokopilediği şeye fanzin diyorsa bırak desin. bundan rahatsız olmaya, tepki duymaya gerek yok.

    başka bi kitlenin, “senden taraf” kitleye “bu yazdığın edebiyat değil, böyle şiir olmaz, böyle kurgu olmaz, böyle film olmaz, böyle fikir olmaz, böyle dergi olmaz” demesinden bi farkı yok bunun amk.

    ayrıca yerlatı edebiyatı dediğimiz sikide bu kadar küçük “bence”lere sıkıştırmamak lazım. senin gibi toplumum dertleriyle dertlenen, eleştirel düşünen, aykırı yazanlar, takılanlar olduğu gibi, bırakta küfür edip avuçladığı amcıkları anlatan, bukowski ayağına yatıp yeni manitalar düşüren ve tüm derdi bu sirkülasyonun devamı olan adamlarda olsun. bizde senin veya onun yazılarına çok şuku olmuş veya çok boktan olmuş deyip geçelim. kimse kimseye çullanmasın. bilmişlik taslayıp tanım yapmasın.

  3. evet sizi.
    ciddi cevap veriyorum ben de, “bence” aykırı, eleştirel, toplumun dışına itilmişlerin sesi olmalı. küfür tabii ki bunun içinde var fakat sadece küfür edip içi boş yazılar yazarken yeraltı edebiyatı yaptığını iddaa eden bir kitle mevcut. tepkim buna.

  4. “fanzinsiz bir memleketin gri hücreleri ölmüş demektir” – coy ramon, sandinista. tekrar hoşgeldiniz!

  5. hoşgeldiniz biz de sizi bekliyorduk :) “sadece” küfretmekten ibaret olmadığını sanabilirsin başlangıç için

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir