“the man with the beautiful eyes” bukowskinin bir şiiri 1992’de yazmış. 1999’da jonathan hodgson ve jonny hannah izleyeceğiniz bu harika animasyonu tamamlamış. çevirisi de bizden olsun;

çocukluğumuzda
bütün pancurları
her zaman…
kapalı
tuhaf bir ev vardı
ve hiç ses çıkmazdı
o evden
bahçesini sarmaşık sarmıştı
severdik
sarmaşıkla
oynamayı
Tarzan
olduğumuzu hayal ederdik
(her ne kadar Jane olmasa da)
bir de
balık havuzu vardı
büyük bir havuz
ömrünüzde görebileceğiniz
en iri kırmızı
balıklar yüzerdi
o havuzda
ve insana alışıktı
balıklar
suyun üstüne çıkıp
elimizden ekmek yerlerdi
ebeveynlerimiz bizi
uyarmışlardı
“o evin önünden bile geçmeyin”
biz de
giderdik
tabii ki

o evde birinin
yaşayıp yaşamadığını
merak ederdik
haftalar geçtiği halde
kimseyi görememiştik…

sonra
bir gün
bir ses
geldi
evden
“ALLAH’IN CEZASI KADIN”

erkek sesiydi

sonra
ön kapı
açıldı
ve bir adam
çıktı
evden.

sağ elinde
bir şişe
viski.

otuz
yaşlarındaydı
ağzında
puro vardı
ve sakalı…
uzamıştı
saçı
karmakarışıktı
yalın ayaktı
üstünde atleti ile
pantolonu vardı
ama
gözleri
parlaktı.
pırıl pırıl
parlıyorlardı
ve
bize bakıp
“küçük beyler
eğleniyorsunuzdur
umarım?” dedi

sonra küçük bir
kahkaha atıp
içeri girdi.
biz ayrıldık.
bizim evin bahçesine
gidip
gördüklerimizi
düşündük.

ebeveynlerimizin
bizi o evden
böyle
harikulade gözleri olan
güçlü
ve doğal
bir adamı
görmemizi
istemedikleri için
uzak tutmaya çalıştıklarına
karar verdik.

ebeveynlerimiz
öyle olmadıkları için
utanıyorlardı
bu yüzden istemiyorlardı
o eve gitmemizi…

ama
o eve
sarmaşığa ve insandan korkmayan
kırmızı balıklara
yine gittik.
haftalar boyunca
bir çok kez.
ama o adamı bir daha
ne duyduk
ne de gördük.

pancurlar
her zaman olduğu gibi
kapalıydı
ve evden çıt çıkmıyordu.

sonra
bir gün
okuldan
dönerken
evin
önünden geçtik.

yanmıştı
hiçbir şey kalmamıştı.
dumanı tüten
karar demirler sadece,
havuza baktık…
ama su yoktu içinde
ve şişman
kırmızı
balıklar
ölüydüler havuzda,
kuruyorlardı
bizim
bahçeye gidip
konuştuk
ve evi
ebeveynlerimizin
yaktığına
karar verdik
onları ve
balıkları
öldürmüşlerdi
çünkü herşey çok güzeldi,
sarmaşıktan bile eser
kalmamıştı.

korkmuşlardı
harikulade gözlü
adamdan.

ve…
biz de
hayatımız boyunca
başımıza böyle birşeyler geleceğinden,
o adam gibi
güçlü ve harikulade insanları
yaşatmayacaklarından ve
bir çok insanın bu yüzden
öldürüleceğinden
endişe ettik.

charles bukowski