“Serbest piyasa”, “hukuk devleti”, “deomkrasi”, “insan hakları” diyerek, büyük soygunun yasal zeminini yaratmak için bütün bunları kullanıp şirket kuran ve bu şirketler yoluyla her türlü soygunu yasal olarak gerçekleştirip, sıkıştıkları en ufak durumda da devleti ve hukuku yardıma çağıran; şiddet tekelini elinde bulundurarak hiç ceza görmeden adam öldürme, zor kullanma, tecavüz etme hakkını kendine gören ve güvendiği hempalarına bu hakkı dağıtan; hiçbir yasa, hak tanımayarak her türlü hak ve hukuku tepeleme hakkını kendinde görürken en ufak bir aykırı sesi boğmak için elinden geleni ardına koymayan bir dünya sisteminin, ufak tefek soygunlar yapan birini veyahut bir polisin ya da subayın yanında elleri temiz kalacak bir katili cezalandırması arasındaki çelişkiyi kapitalizm çözemez. Bu çelişki bunca aşikarken, din soslu ahlaki ahkam kesmek ancak ikiyüzlü ve bayağı bir komedi etkisi uyandırabilir.

daha önce aynı yayın dizisinden “teröriz mi? direniş mi?” adlı kitabı paylaştığımız sel yayınları’ndan red kitaplığı’nın bir diğer güzelli ışık ergüden’in yazdığı “hapishane çağı”.  şahsen ışık ergüden benim için ciddi bir referans kaynağı. bir kitabı kendisi çevirdiyse yazar bağımsız okumam için bir sebep. kendisinin yazdıkları ise zaten tavsiye ettiklerimiz listesinde.

hapishane kavramı tarih boyunca ülkemizde ciddi yer edindi. günümüzde ise doluluk oranı ile yine zirve yaptı. aşağıdaki alıntı sizlere durumun ciddiyetini özetleyecektir. bu rakamlar bile tek başına konuyu ayrıntılı bir şekilde tartışmak ihtiyacı doğurmaya yetiyor. fakat tahmin edebileceğiniz gibi ülkemizde bu alanda yapılan çalışmalar bir elin parmaklarını geçmiyor.

Türkiye genelinde 296 kapalı, 70 açık, 6 çocuk cezaevinde 195 bin tutuklu, hükümlü bulunuyor. 15 Temmuz sonrası FETÖ operasyonlarından alınan 34 bin ve bunun dışındaki 6 bin tutukluyla cezaevleri kapasitelerini aştı. Adli kontrol ve denetimli serbestlikle tahliye olanlara karşı, doluluk oranı yüzde 104’e ulaştı.

dolayısıyla oldukça önemli bir eser hapishane çağı. suç, ceza, hukuk, mahkeme, adelet kavramlarını inceleyerek başlıyor. ardından dan hapishaneleri, hapishanelerin tarihçesini ve en önemlisi kapatılan insanın maruz kaldığı şiddetti tartışıyor. ve kitabın amaçlarından biri olarak “hapishanesizlik talebini, hapishaneyle ilgili her türlü mücadelenin en başına koymayı unutturmamaktır” diyor. içinde yaşadığımız gerçeklik üzerine oldukça ütopik gelse de, muhtemelen neslimizin göremeyeceği bir zaman dilinde insanlığın bu mekanlardan kurtulacağı umudunu da taşımıyor değiliz.

kitabın aslında 2007’de yazıldığını hatırlatmakta fayda var. versus kitap etiketli. tanıttığımız bu yeni baskı ise ışık ergüden’in önsözünü ve türkiye hapishane çalışmaları merkezi konferansı’nda yaptığı konuşmanın kaydını içeriyor. kendisinin de 17 yaşında hapishaneye adım attığını unutmamak gerek. dolayısıyla bir şekilde içeride olmayan herkesten daha çok hakim ve sizi fazlasıyla düşünmeye ve sorgulamaya sevk ediyor.

hapishanesiz ve şiddetsiz bir biçimde tavsiye ediyoruz.

hapishane çağı – kapatılan insan