Böylesine yamuk ve eğri büğrü köşegenli bir topluluk’ta, yirminci yüzyılın sonlarında bile çözülmemiş bu aşirette ‘marjinallik’ denilince benim aklıma hemen alev alev yanan bir çember gelir. Ateşten!

Yani iktisattan!

Evet, bildiğimiz ya da bilmediğimiz iktisattan yola çıkacağız.

Coğrafyada bir çember tasarlayalım, geniş. Kasaba da tam ortasında olsun. Hemen herkes tarlalarında buğday ekiyor, eksin. En yakın tarlanın buğdaylarını borsaya taşımak için giderler az olacak elbet, en uzaktaki (sınırdaki) tarlanın buğdaylarının taşıma giderleri ise çok.

(Üstelik çember benim düşündüğüm gibi ateşten olmasa bile en azından kızgın bir demir gibidir, yani riskli. -Ayrıca tarlaya geceleri domuzlar, eleştirmenler de girebilir, insanın ruhu bile duymaz, velhasıl kelam her zaman topun ağzındasın.-)

Şu olabilir, bu olabilir, tehlikelidir, vs.dir. Ama dikkatinize sunacağım önemli bir gerçek var. Borsadaki fiyatı sınırdaki tarlanın bu buğdayı belirliyor. Evet, işte bu ‘marjinal’ tarla!

Söylemek gerekli mi? Ben burada da yalnız kendi adıma konuşuyorum. Zaten hep bir başıma konuştum. Bizde karanlık matematik filan da yok, pistir! Hem de aşağı yukarı otuz beş-kırk yıldır. Yeri gelince aslında ‘sınır çarpışmaları’ yaptığımı da yazdım. Tabii iç’e, çoğunluk’a karşı.

Şimdi duyuyorum ve okuyorum ki ‘marjinallik’ iyice karıştırılmış ve karışmış durumda. Örgütlenmiş sorumsuzlukta bir kördöğüşü adeta!

‘Marjinallik’ önce kurnazlıkla ‘berduşluk’ anlamına alındı. Hatta giderek de düpedüz ‘serserilik’.

Sonra, mavi ispirtoyla kafayı bulan kalık’lar (‘kıdemli marjinal’ gibi) ya da (ünlü ‘müşekkel Haşan, Maarif vekilinin ikizleri’nden biri gibi)  alkolikler. Ve hürya! esrar çekenler, sürekli uyuşturucu kullananlar da işin arkasına takıldı.

En sonunda da, ‘tarih’ atlanarak, siyasal iktidarın ‘olmadık’ ve ‘beklenmedik’ girişimlerine de ‘marjinallik’ dendi. (Oysa ‘marjinallik’in çok uzaktan da olsa hükümetle, iktidarı yakalayanlarla hiçbir biçimde ilişiği olmamıştır, hem olamaz da.)

(Düşünülmesini isterdim; dünyada ‘marjinaller ancak ve ancak Stammheim gibi özel olarak yapılmış cezaevlerinde barınabilirler barındırılırsa. Türkiye’de ise, bu 55 milyonluk topluluk’ta, çıksa çıksa üç-beş ‘insan’ çıkabilir o kadar, o da zorlarsak ve sıkarsak!)

(Bir de epey matrak bir şey ekleyeceğim: Turgay Özen söylemişti bunu bana: Kimileri, neredeyse, Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde, her gün, yaya kaldırımlarına araba park eden hödükleri de ‘marjinal’ sayıyor!)

Ben direniyorum. Direneceğim de. Hayır, kesinlikle sizin bildiğiniz gibi değil diye! Atı alan Üsküdar’ı geçmiş de olsa, bence hem direnmek hem diretmek gerek. Haklılığın inadı denen şey bence budur işte!

Gerçek belki her zaman Stammheim’da olmayabilir ama herhalde çokluk Stammheim’lardadır da.

Bir yazımda da belirtmiştim: Gerçek ‘marjinaller her halükârda mülkiyete ilişkin de değillerdir, olmamışlardır ve olamazlar da. Katkı’ları ise, sözgelimi 30-40 yıl, ölünceye kadar sürer. (İdris Küçükömer, İsmail Beşikçi, Şerif Mardin, Mete Tunçay gibi bilim adamları gerçekten ve dört dörtlük ‘marjinallere örnek gösterilebilirler. Şiirde ise Nilgün Marmara, Turgay Özen, küçük İskender…)

Evet, üzerinde durduğum bu konuda da haklıyım. (Biraz öfkeli de olsa bence haklar aranmalıdır. Hakkın ve hukukun her anlamıyla bulunmadığı böylesi bir ‘kötülük toplumu’nda yaşamış olsak da. Sonra pek öyle uzaklara açılmaya da gerek yok. Yazın çevresindeki yakın arkadaşları düşünerek bile isteye böylediyorum.

Yeraltındaki ırmaklar her zaman başka yana akar. Türkiye’de çağdaş ve önemli yazarlar sözgelimi Yusuf Atılgan, Vüsat O. Benefdir. Ama sorulunca, belirli bir pazarlamacılık gereği romanın İbrahim Tatlıses’i gösterilebilir.

İşte ‘marjinallik’ de öyle oldu, oluyor. (İkinci Dünya Savaşı’nın bittiği günlerde ‘varoluşçuluk’un ayıp ve terbiyesiz bir sözcük sayılmasına Sartre’ın çok canı sıkılmıştır.) Oysa ‘marjinallik’in de alkoliklikle, hödüklükle, hapçılıkla, pislikle ve benzerleriyle ilişiği yoktur.

Bir kez, ‘marjinaller’, sözcüğün her anlamıyla ‘dürüst’ ve ‘doğru’ insanlardır. Ve herhangi bir ‘kötülük dayanışması’na girmeye tenezzül dahi etmezler.

Uzatmayacağım.

Katkı diye bir avadanlık parçasının ‘marjinallik’in ayrılmaz ve o olmazsa olmaz bir parçası olduğu galiba unutulmuş. Evet unutuldu.

Ece Ayhan
(1988)