Şiddet, hatta terör, her zaman impartorluğun topraklarında olagelmiştir. Bunlar imparatorluğun konsolide olmasının, savunulmasının, genişlemesinin araçlarıdır. Benzer şekilde, imparatorluk saldırılara cevap vermelidir, aksi takdirde ceza olarak temelini kaybeder. 11 Eylül hakkında yeni olan tek şey, bunun uzak bir ufukta gerçekleşmemiş olmasıdır. Bu [saldırı], 2,000 yıl önce en güçlü zamanında Roma’ya saldırılması gibidir.

İmparatorluğun kalbinin, Manhattan’daki ikiz kulelerden hem ayrılabilir, hem de ayrılamaz olan engin ve daima var olan bir anlamı vardır. Dünya Ticaret Merkezi’nin temsil ettiği sermaye ve teknoloji sembolün altında, günlük var oluşun iniltisi yükseliyor.

Giderek artan bir boşluk kültüründe yaşıyoruz; imparatorluğumuzun kalbinde bir vakum [ing. vacuum, boşluk] var. Günü bitirebilmek için, aralarında iki yaşındaki bebeklerin bile bulunduğu onmilyonlarca kişi, anti-depressan [ilaçlar] alırken, yasadışı ilaç[ların neden olduğu] salgınlar birbirini izliyor. Duygusal bir yıkım ve kayıp karşısında, anestezi [hislerin azalması] için büyük bir açlık yaşanıyor. Herkes birşeyin eksik olduğunu biliyor; yani, günlük hayatın bizzat dokusuyla beraber, anlamı ve değeri de eriyip gidiyor.

“Az sayıda insan gerçekten yaşıyor –veya daha doğrusu, gerçek anlamda yaşamıyor olduklarının daha çok farkına varıyor–; ölüm onlar için giderek daha fazla ani ve korkutucu bir hale geliyor; ve [ölüm] giderek daha fazla berbat bir kaza olarak görünüyor”. Theodor Adorno’nun onyıllarca önce yaptığı gözlem, bugün daha da uygun gözüküyor. Patlayan jet uçakları ve şarbon dehşet yaratabilir; ama çok daha derinlerdeki bir kriz, çok daha yayılımlı ve temel bir korkuyu tetikliyor.

İmparatorluk küreseldir. Onun çürütücü anlamsızlığından [ing. barrenness, kısırlığından] kaçabileceğiniz hiçbir yer yok. Frederic Jameson, bugüne kadar var olmuş en standart toplumda yaşamakta olduğumuzu hatırlattı bize. Gezginci Pico lyer, Global Soul’da, bütün dünyanın nasıl da evrensel bir tekliğe doğru yöneldiğini gösteriyor. Yabancılaşmanın, amaçsızlığın ve bağlantısızlığın küresel tekliği, postayı ya da havaalanını andırır bir yönde ilerliyor. Dünyanın büyük şehirlerindeki insanlar birbirine benzer şekilde giyiniyorlar. Coca-Cola içerek, çok sayıdaki aynı TV şovlarını izliyorlar.

İmparatorluğun gerçek olmayan görünümü ve rutinleşmesi, giderek daha da patolojik bir hal alıyor. Doğaya verilen zarar ve insan tinine uygulanan şiddet; işteki, evdeki, okuldaki cinayet kabilinden patlamalarla noktalanan, postmodern bir inkâr kültürü içinde birbirleriyle yarışıyor. Hepimizi birden uyandıracak olan alarm zillerinin daha da fazla işitmeyi umabiliriz. Sakin bir uyuklama düşünülemez bile.

Bu imparatorluğun –bu uygarlığın–, bizi nereye götürdüğünü –belli düzeylerde olsa da– bilmeyen var mı? Kurtuluş hareketimizin geçmişteki başarısız, sınırlı yaklaşımlardan niteliksel olarak farklı olması gerekmektedir. Günlük yaşam [bizi] bekliyor –gerçekten yaşanmak için [bizi] bekliyor.

John Zerzan