gül bahçesi

Uyandığımda kendimi bir gül bahçesinde buldum. Hemen önümde akıl ile kalp birbirleriyle konuşuyor, yerdeki karınca alemdeki savaşları durdurmaya çalışıyordu. Sırtımı yasladığım ağacın kovuğundaki dilenci, bankacıların kurduğu düzeni çökertmeyi kendine vazife edinmişti. Ağlayan bir aşık, rakamlara ve dört işleme küfrediyor; elleri ve ayakları zincirli bir köle, zedelenmiş adaleti tamir ediyordu. Eşeğe ters binmiş bir deli, mekteplerdeki müfredatı kendi kaleme aldığı kitaba göre değiştiriyor ve bahçenin çıkış kapısında çocuğunu emziren bir anne, tabiatın, hayvanın ve insanın hür olduğunu ilan ediyordu.

Gül kokulu bahçeden çıktım ve düşündüm: Evet, akıl ile gönül bir olmalı. Karınca savaşları durdurmalı, husumet bitmeli. Dilenci, mal ile saadet arasındaki bağı koparmalı, parayı yok etmeli. Mecnun, aşk ile matematiği barıştırmalı. Köle, zulüm edenleri yenmeli, cezayı ve mükafatı vermeli, insaflı olmalı, adaleti eşit pay etmeli. Hocalar tabii ki müfredatı unutmalılar. Çocuklar ihtiyaç duyduklarını okumalı, ruhun aşk ile tekâmül ettiğini tecrübe etmeli, hak ettikleri gibi yaşamalı, vakitleri geldiğinde ölmeliler.
/ Extramücadele*