Dinlerin tarihinde iki “kültür çatışması”nın (antropolojistlerin belirttiği gibi) önemi büyük. İlki Perslerin Suriye, Filistin ve Mısırı fethi. İkisinci İskenderin Pers İmparatorluğunu fethi. Bunlar sadece steril askeri fetihler değil aynı zamanda kültürde derin ve geniş füzyonlar oluşturan olaylardır. Her biri iki kimsayal elementin birleşimi sonucu kabarma, ısı ve yeni kimyasal bileşiklerin ortaya çıkması gibiydi. İlkinden kutsal kitaplardan bildiğimiz gibi Yahudilik doğdu. İkincisinden de Hristiyan kutsal yazılarından ve kilisenin ilk rahiplerinin yazdıklarından bildiğimiz gibi Hristiyanlık doğdu.

Çok büyük enerjiler genellikle tamamen farklı ve doğru elementlerin kaynaşması sonrası ortaya çıkar – kimyasal patlamalar, nükleer bölünme – gökyüzündeki en güçlü “radyo star” aslında bir çift çarpışan nebuladan ibaret. Bu yüzden, aynı şekilde günümüzde de hala etkisi olan ruhani ve entellektüel enerjiler eski kültürlerin çatışmasının sonucu ortaya çıktı. Sadece Yahudilik ve Hristiyanlık değil, stoacılık, yeni platonculuk, mayahana budhizmi ve mitraizm, Isis’e tapma, mani dini gibi sonradan gelen gizemli dinlerin hepsi kültürel çatışma sonucu ortaya çıktı. Hatta, Yunanistan, Mısır, Suriye, İran ve Hindistan’da eski ortodoks dinler çok ciddi şekilde değişti.

Din kelimenin tam anlamıyla köklerinden doğdu. Kesinlikle lokal ve kült dinsel ayinlerden çıkartılarak uluslararasılaştırıldı ve genişletildi. Bir kere yakındaki tepenin tanrısı ile altındaki pınarın tanrıçasına tapılan bir yerde doğdunuz. Bunlara Zeus ve Artemis diyor olabiliriz, fakat yaşayan tanrılar olarak onlar bir yere bağlıydılar ve onların ulusal karakterleri şairlerin hayali üretimleri olarak kaldı. Doğunun büyük tanrılarına bile – Amun ya da Marduk, Isis ya da Ishtar – genel olarak tapınmanın sebebi sarayın ya da başkentin tanrıları olmalarıydı. Günlük yaşamda yüzlerce küçük Amun – Marduk ve İshtar – İsis olarak köyün, tarlanın ya da yörenin tanrısı oldular. İnsanların taptıkları tanrılar büyük ulusal ve kraliyet ayinleri dışında bu lokal tanrılardı.

Dinin köklerinden doğması insanların antik dünyanın birbirlerine uzanan geniş imparatorluklarına özgürce girip çıkabilmeleri sonucu mümkün oldu. Tanrıları bu şekilde teoloji, akide, genel bir mit ve teorik doğrulamaya kavuştu. Bu dinler bir propoganda ve misyonerler üretti. Sonunda İskoçya sınırlarında Pers, Filistinli ve Mısırlı kurtarıcılar için tapınaklar; Gobi çölünde çalışmış Praksiteles ve Apelles’den ve yakın zamanda uygarlaşan Japonlardan öğrenen dini heykeltıraşlar ve ressamlar ortaya çıktı.

Bu geniş tohumluktan ya da zorla dökülen tohumlardan bütün modern ortodoksluklar filizlendi. Aynı topraktan heterodoksluk geldi. Aslında, bu vakte kadar heterodoksluk kavramı mevcut değildi. Akhenaton’un ünlü Aten’e tapması bir heterodoksluk değildi – bu sadece farklı bir kraliyet geleneğiydi. Eski folk dinleri mevsimleri ve mevsimler arası geçiş ayinlerini kutsallaştırdı. Yeni dünya dinleri bu temel üzerine kuruldu ve mitler ile gelenek göreneklere etik bir içerik sağladı. Öncelikle tek önemi bireye verdiler; ardından ona kurtuluşu teklif ettiler; fakat bu kurtuluş tapan kişinin istekli bir şekilde işbirliği yapmasına ve inancını kabul etmesine bağlıydı. İlk Yunan doğa filazofları döneminde, bilim dünyası ve ruhani folk dünyası birbirleriyle uyuşmamaya başladı.  Sokrates’e göre Anaksagoras evrenin düzenini açıklamaya çalışan çılgın ve dine saygısı olmayan biriydi. Heterodoksluk böyle varoldu.

Açık olan bir şey var ki yabancı ya da inşaa edilmiş dinlerin geleneklerinin propograndası eski yerel inançların çalışmadığı yerde işe yaramalı. Yeni gerçeklerle başa çıkmada yetersiz kalan güven üzerine alınmış ataların inançlarının karşısında, yeni dinin insanları kendi tarafına çekmeye yarayan kısımları sonuçları garanti etmelidir. Ayrıca yerel din tanımı gereği umumidir. Dinin ayinleri ve mitleri bütün topluma açıktır ve kutsal yazıtları öğrenmek isteyen herhangi biri bunları anlayabilir. Buna karşılık yabancı din esrarengizdir. Bu gizli bir öğretidir çünkü öğretinin temel bilgisi kurtuluşu sağlar, bu yüzden özel bilgiye sahip kişiler arasında olmayanların ve sınanmamışların erişebilecekleri şekilde bırakılamazlar. Gizli öğreti doğrudan mitlerin asimile edilmesini sağlayan günümüzün mevcut bilimsel bilgisini içerir. Belki de daha doğru bir söylem mitlerin dünyada mevcut olan bilgi hakkındaki bütün detayları içerdiğidir. Böylece elinizde gittikçe sihire yaklaşan bir din var. Bilgi birikimi ve ayinleri zorlayıcı. Mümin evreni istediğe sonuca ulaşmak için zorlayabilir. Duaların kimyasal formüller kadar etkili olduğu düşünülmektedir. Onlar büyüdür.

Tabii ki bu tür sihirli elementler eski dünyanın bütün dinlerinin kaynaklarında vardı ve en büyük ilerlemelerini Babil ve Mısırda gerçekleştirmişlerdi. Gelişen uygarlık Mısır ölüler kitabının sihirli formüllerine kişisel ve etik yorumlar katmıştır. Fakat alışılmış yaşam biçiminde tedirgin edici değişikliğe ve güvensizliğe eşlik eden ruhun bireysel krizleri, kurtuluşu sağlayan ilkel büyülerin, formüllerin, zorlayıcı ayinlerin, varsayılan mutlak gerçeğin bilgisinin eksik kalan bölümlerini doldurmuştur.

Son tipteki gizemli dine ait ilk kayıt Nil deltasında eski dilin konuşulduğu modern İskenderiye tarzı bir yerde bulunan 4. yy’da yazılmış halka ait bir papirustur. Bu yazı Mısır el yazısıyla yazılmıştır ancak dili Persler ile Helenistik Yakın doğunun ortak dili olan Aramicedir. Bir gizemli oyun olan bu yazı tanrıça Anat’ın Baal’ı ölüm tanrısı Mut’un arkadaşlığından kurtardıktan sonra yaptıkları kutsal evliliği anlatır. Ayrıca üçlü çiftler ve hepsinin arkasında cennetin efendisi Baal Shamain bulunmaktadır. Bu dokuz tanrının hepsi tek bir yerden değil Kenan, Babil, Asur ve eski Sümer topraklarından gelmektedir. Bunlar kasıtlı olarak, bizim yirminci yüzyıl dini vitrin gezicilerimiz aksine, yakın doğu din uzmanları tarafından – bir bilinmeyen “kurucu” – bir araya getirilmiştir. Ayrıca metin Mısır karakterlerini şövalyeler gibi yansıtmasının yanında iyi kodlanmıştır. Hiçbir Mısır ya da Aramice katibe deşifre anahtarı olmadan bu yazıları çözemez. Ayrıca metin o günün günlük olağan Aramicesinde değil, bizim “İncil düzyazılarının” kötü klasik çevirileri gibi yapay, pseudo-arkaik biçimdedir. Bu yazıdan önce kriptogramlara sadece astroloji ve kehanetler yazılırdı – çünkü üzerinlerinde bilimsel prosedürlerin etkinliği olduğu düşünülürdü. Burada gizli bir ritüel ile yabancı topraklarda yabancı bir geleneğimiz var, miti kısa bir süre önce bileşik fanztezi olarak inşa edildi, ayini çalışmayı garanti etti, tanrıları kozmosun bilimsel resmine paralel olarak mevcut. Daha öncede dediğim gibi elimizde bildiğimiz son dönem gizemli dinlerin ilki ve Gnostisizmin ilk imaları var. Gelecek sekiz yüz yıl içinde şablon çok az değişecek ve sadece gelişecek.

Gnostisizm bu ad altında Hristiyanlıktan sadece bir kaç yıl daha eski fakat kökenleri ya da en azından materyalleri zaman içerisinde kayboluyor. Bu materyallerin bir kısmını Hristiyanlık ile paylaşıyor, fakat Gnostisizm çok daha muhafazakar, geçmişi çok daha fazla kullanıyor. Hristiyanlık geçmişi sadece merkezi bir din draması olarak kullanırken, Gnostisizm bir bütün kozmoloji ve kozmogoniyi elinde bulunduruyor.

Gnostik inancın temel öğelerini tek tek ele alıp ilk ortaya çıkışlarının izini araştırıp bulalım.

Türümcülük (emanationism) Mısır’da yüksek uygarlığın başlangıcı ile birlikte çağdaştır. “Memphis İlahiyatı”ı Eski Krallıktan bir risaledir. Memphis Mısırlılarının tanrıların en yaşlısı kabul ettiği tanrı Ptah’tan dişi ve erkek dört çift tanrı varolmuştur. Ptah düşünüp, konuşmuş ve sözleri bu tanrıları yaratmıştır. Her bir tanrı ya da tanrıçanın “Ptah’ın kalbi ve dilinden” başka bir varoluşu yoktur ve onlar olmadan yapılmış herhangi bir şeyi yapmak mümkün değildir. (Ptah’ın kendisi tesadüfen sıradan bir insanın vücudu ile değil, ölüm ve yaşamın kombinasyonunu temsilen devasa erkeklik organına sahip bir mumya olarak temsil edilmiştir.) Memphis ilahiyatından önce var olan Memphis Dokuzlusunda aynı dört çift yaratıcı Atun’dan türetilmiştir. Ancak bu sıradan bir yaratılış mitidir ve Memphis törenlerinin fevkalade filozofisiyle ortak yönü yoktur. Türümcülüğün benzersiz fikri Büyük Tanrının sadece kendi türümleri üzerinden hareket etmesidir.

İyinin ve kötünün savaşı ile yaradılışın baştan çıkartılması Babilli ve son dönem Perslerin fikirleridir. Mısırlılar ya da erken Samiler hiç bir zaman dünyayla ilgili ciddi bir yanlışlık olduğunu düşünmemişlerdir; fakat Mezopotamya ve sonraki Pers dinleri kötünün gücüne yakalanmıştır. Bu önemli bir ayrım. Mısırlılar kötülüğün farkındaydı ama onu metafizik olarak bahşetmeyip yalnızca ontolojik açıdan önemli gördüler. Isis ve Osiris insanı ölümden kurtarmıştır. Kurtarıcılar, Saoshyant, Pers dinini başıboş insanın yaradılışıyla üstesinden gelemediği günahtan kurtarmıştır. Quakerlar gibi Mısırlıların iyi olmayı nispeten daha kolay bulduğunu bildiren bir çok metne sahibiz. Daha doğuda, Babilliler, ardından Persler ve onlardan sonra sürülmüş İbraniler ve sonra Hristiyanların büyük çoğunluğu bunu gerçekten zor bulmuş gibi görünüyor.

Gnostikler daha da ileri gitmiştir. Her ne kadar Pers dininde şeytan bağımsız bir işlev üstlense de, yaradılışın, insanın kötü olduğuna dair bir söylem yoktur. Dünyanın içsel kötülüğünü ifade eden bu fikir, Gnostik kültürlerin ayırt edici ve kendine özgü görüşüdür.

Perslerden evren kavramının, varoluşun kendisinde karanlığa karşı aydınlığın mücadelesini içeren ahlaki bir savaş olduğu düşüncesi gelmiştir. Biz Yeni Ahitten ve Ölü Deniz Parşomenlerinin Yahudi katiplerinden bu dile aşinayız. Bununla birlikte Gnostisizmin içinde yüzyıllar boyunca Batı düşüncesinde çeşitli şekillerde hayatta kalabilmek için ışığın bütün fizik ve metafiziği bulunmaktadır.

Mısır Ölüler Kitabı’nın reprodüksiyonlarının içinden bir resim gören herhangi biri Ruhların Tehlikesi olarak bilinen kavrama aşinadır. Bu kavram ölümün ardından ruhun alt dünyanın soruşturma yapan kişilerinin önünden geçmeden önce kurtarılması için uygun dua ya da her tanrının ismiyle birlikte gizli isimlerini bilmesi gerektiği düşüncesidir. Perslerin zamanında Mısırda Osiris’in Dokuzlusu  ölümün orijinal yargıçlarının yerini almaya geldi, fakat talihsiz ruh binlerce küçük tanrıdan ya da şeytan tarafından ufak bir soruşturmaya maruz kalmak zorunda kaldı. Gnostisizm cenneti çevreleyen kozmik güçler ile ruhun bu sorgucularını eşitledi. Ruhun alt dünyada ilerlemesi, alçalmış ama artık yükselen kurtarıcı, en yüksek gök tabakasına ve bütün yaratımın ve yaratıcıların içinden çıktığı bilinmeyen bir tanrıyla birleşmenin saadeti ile ruhun yükselişi olarak değişti. Fakat Mısır alt dünyasında bu yükselişe ulaşmanın sihirli süreci aynen kaldı. Gnostik ruh kurtarıldı çünkü o cennetin sırlarını biliyordu ve doğru cevapları verebiliyordu.

Mısır’da Memphis Dokuzlusu’nda gezegenler, güneş ve ay çok geç dönemlere kadar eşit değildi. Fakat Babil’de benzer hiyerarşiler erken tarihlerde tespit edilmiştir. Babil astrolojisi Perslerden hemen önce ve Pers döneminde tam gelişimine ulaştığında bu (tabiri caizse) güneş-sistemi dini bütün Yakın Doğu boyunca yayıldı ve sonunda sadece Yunanlılar ile Romalıları değil, Keltler ile Cermenleri de etkiledi.

İştar ya da Anahit ya da Isis, kurtarıcı tanrıların inişi güneş sisteminin içine yapılan ulusal kahramanların anıtlarından daha eskidir, fakat iki kavram bir araya geldiğinde kozmosun müthiş bir dramanın tiyatrosu haline gelmesi kaçınılmazdır. Evrenin  bu yaradılış düşüncesi küçümsenmek için değildi. Bir buçuk milenyum sonra William Blake için hala anlamlıydı.

Diğer elementler – yılana tapma, erotik mistisizm ve ritüel, mistik evlilik, öldürülen kurtarıcı tanrı – bütün bu fikirler sıkça belirtildiği gibi neredeyse evrenseldir ve çoğu durumda Yakın Doğuya önemli nüfusların gelişinin öncüsü olmuştur. Bunlar Cilalı taş devrine hatta daha erken dönemlere aittir. Yani pek çok Gnostik mezhebin güçlü anaerkil ya da en azından ataerkil karşıtı vurgularının sebebi de budur.

Homerosun ve Yunan oyun yazarlarının tanrıları ve onlardan daha az bir şekilde Mısır ve Babil’in kraliyet gelenekleri insanı içermeden kendi yollarında devam etmiştir. Gnostisizm Hıristiyanlık, Musevilik ve Zerdüştlük ile insana odaklanan, tapınan kimsenin temel rolü oynadığı yaratıcı ve kurtarıcı bir drama konseptini paylaşır. Kurtuluşun eksiksiz dramaları, gerçek oyunları, Antik Yakın Doğu boyunca yaygındır. Memphis İlahiyatı aslında bir oyundur, Ugarit’in belli başlı el yazmaları da, daha önce de bahsettiğim Aramice papirüs de, Gılgamış Destanının bir formu ve İştar’ın çöküşü de bir oyundur. Bu dramatik formun kutsal emanetleri neşideler neşidesi, Eyyub ve Ester kitaplarında mevcuttur. Bu antik drama gösterileri tasvir ettikleri mitleri koşullandırmış ve diğer taraftan yeni dramatik mitler miti bir edebiyat çerçevesine almış ve sonunda İsa’nın çilesi ile dramayı bir sanat eseri olarak sunmuştur. Bu Shakespeare’in trajedilerinde özellikle büyülü gizemli dinin kılık değiştirmiş ritüellerini içeren “Fırtına”da garip fikirleri olan adamların bulamadıkları şeyler için değildir. Gnostisizmin belgelerinde dramatik bölümler özellikle “Acts of John” daki ünlü dans ve zikirde mevcuttur. Antik ritüel dramalar büyük imparatorluklardan önce sosyaldi – objektif gerçeklik, toprakların verimliliği ve yıl dönümleriyle ilgileniyorlardı. Memphis ya da Teb’de büyük bir kraliyet oyunununda, Firavun Tanrı olarak canlandırılırdı, fakat sadece Mısır toplumuyla ilgili çalışırdı, ulusal törenler gelini olarak Mısır toprağını kucaklardı. Gnostisizm kozkmik bir dramı konu edindi. Tanrının insan şekline girmiş hala olarak Simon Magus, Levant’ta sıradan bir adam gibi gezer ve onun eşi, mistik Helen kelimenin tam anlamıyla genelevden çıkmış bir kızdı. Gnostik kurtarıcılar düzenli toplumun yaptırımları olmadan bireysel günahkarları kurtarmak için bağımsız çalışanlardı.

Gnostisizmin mitolojik kökenleri ve gelenekleri konusunda uzun bir vakit geçirmemin sebebi Gnostisizmin modern zamanlara bu ayin ve doktrinler ile birlikte uzanmasaydı. Tapınakçıların gizemli tanrısı ya da cadıların erotik törenleri ya da Gül-Haçlılar ve Masonların törenleri hepsi Gnostisizm ile başlayan özel bir aykırılıktır. İyi ya da kötü, Gnostikler okültizm dediğimiz şeyin kurucularındandır.

Okültizm her zaman bir azınlık dinidir. Bir imparatorluk dini olmak için ve yeterince uzun süre var olmak için artık gizli olmayacak ve sosyal bir yapıya kavuşacaktır.

Bazı eleştirmenler Gnostisizmi, Hristiyanlıktan önceki yıllarda Yakın Doğu boyunca yayılmış bir tür uluslararası gizli din olarak görmüştür. Yunan, Fars, Babil ve Mısır etkenlerini, basitleştirilmiş Neo-Platonculuk ve Stoacılık’a olan borcunu vurgulamışlar ve Yahudilik ile Hristiyanlık oluşumundan uzaklaştırmaya çalışmışlardır. Bence bu tartışmaya açık bir sorudur. Hiç şüphe yok ki bütün bu tür bileşik kültler Yakın Doğu’dan yayılmıştır, ama aslında biz bunu Gnostisizmiden çıkartıyoruz, diğer yoldan değil. Bunu ispatlamak için çok az bilgimiz var.  Deltadaki Aramice papirüs gibi çok az döküman mevcut, fakat bunlar basitleştirilmiş Neo-Plantonculuğu, sihiri, Hermetisizmi – Gnostisizm dışındaki herşeyi – içeren sentezlenmiş gizemli dinler. Kesin bir varlık olarak Gnostisizm Simon Magus, Menander ve Saturninum ile görünürken, Yahudi ve Hristiyan bağlamda tamamen yer alır. Aslında Yahudi heterodoksi tarafından Hristiyanlığın gelişmediği yıllarda oluşmuştur. Gnostisizm birçok antik fikri sonraki heretikler ve okültistlere aktarmış, fakat Yahudi ekstantrik spekülasyonları tarafından değiştirilmiş olarak almıştır. Gnostik sistemlerdeki bir çok element çoğuYahudi apokrifa ve taklit yazılarında bulunabilir.

Mesela, ben Kabalizm’den Yahudi Gnostisizmi olarak bahsettim. Bu az çok doğru ama Kutsal Kitaptaki (Apokrika kitapları değil) kurgularda geçen, halihazırda tamamlanmış bir Yahudi akdi ile çağdaş gnostik inanç temellerinden haberdarız. İlk Emir, Zohar’ın Ayn Soph’u, bunların hepsi Baruch’ta Priapus olarak geçer. O, Elohim ve O’na eşlik eden Aden Bahçesi’ni yarattı ve onlar da sırasıyla 24 meleği, kadın ve erkek çiftlerini, dünyayı ve Adem ile Havva’nın yaratıcısını yarattılar. Elohim, yaradılışın zirvesine tırmanan ve Priapus ile birleşen tanrı olduğuna inanıyordu. Aden geride kaldı, kıskançlığa başladı ve dünyaya günah, ölümü getirdi. Bunu takiben, Elohim,  Musa, Herakles ve İsa’ya, erkekleri Elohim’in keşfettiği yol ile Priapus’a ulaştırması için meleği Baruch aracılığı ile vahiy gönderdi. Erkekler yalnız değil, eşleriyle birleşerek tırmanıyorlar. Dünyadaki geçici kötülüğün kaynağı, Elohim’in karısını terkinin ve boşanma ile zinanın sonuçlarıdır. Herakles ve Musa başarısız oldular fakat İsa Hristiyanlığın esaslarını öğrenmeyi, esaretten kurtulmayı ve Tanrı’ya ulaşmayı başardı. Neredeyiz? Gnostisizm Hrisitiyan Kabalası mı? İsa’nın ismi dışında hepimiz tamamen Yahudi dünyasındayız. Bunlar Zohar’ın ve Hasidim’in gizemleridir. Cinsel eylemler, tüm varoluşun temelidir ve bu düş kırıklığı ya da ihanet veya tüm günahların kötülüğe kullanılmasıdır. 2 özgün bireyin ilişkisi sadece evrenin oluşumunun yansıması değildir fakat makrokozmos ve mikrokozmos birbirini etkiler. Bu Kabbalizm, fakat Gnostisizm mi? Tabi ki Gnostisizm’in pek çok ayırt edici özelliğinden yoksundur. Işık metafiziği, ruhani tehlikeler, günahın dinsel konumu, maddenin degismez doğası, en önemlisi, topluluk uyelerini gerceklige yöneltebilecek gizemli ve saklı bilgiyi iletmeyi düşünmemesi. Binaenaleyh, Yahudi apokaliptik, eskatolojik ve kozmolojik kurgu gibi bir takım kurguların olduğu Filistin gibi dinlerin birbiriyleriyle karıştığı ve hıristiyanlığın yükseldiği bir yerde Gnostizm ortaya çıktı.

Gnostisizm hakkında bunun gibi, günümüze ulaşan belgelerde gün yüzüne çıkarılanlar George R.S. Mead düzenlemesi için gereksizdir. Antolojisini toparlayıp yorumlamasından önce araştırma ve yeni keşiflerle altı sene geçti. Ölü deniz parşömenlerinden, heretik Judaism’e bağlı bir mezhebe dair bir anlaşmadan yakın zamanlarda haberdar olduk ve bu parşömenlerde Gnostisizmi geliştirmek için farklı fikirler saptayabiliriz. 1955’e kadar Berlin Papyrus, Mead’s Akhmin Codex, tümüyle kritik sayılarıyla basılmadı, Mead’s sayısı ise hala ses getiriyor. 1945 senesinde Yukarı Mısır’da Nag-Hammadi’de Gnostik kitaplardan oluşan koca bir kütüphane keşfedildi, 13 cilt, 48 tez, 700den fazla sayfa. Ne yazık ki, ekonomik ve politik dengesizlikler bunların çoğunu kamudan sakladı. Şimdiye kadar, Gnostic kitaplar sadece Akhmin of Codex, Gospel of Truth ve Gospel od Thomas’ı kapsıyor gibi göründü. Fakat biliyoruz ki diğerler baştan sona Jean Doresse serisidir. Gnostisizm hakkındaki bilgilerimiz derinleşti ve zenginleşti fakat Mead yazdığından beri hiç köklü bir değişime uğramadı.

Faith Forgetten parçaları duruluğun başyapıtıdır veya berrak olduğu kadar inanılmaz karmaşık, zor ve muğlak bir konuyu yorumluyor olabilir. Bir zamanlar, kısa bir süre Mead’in Gnostiklere olan sempatisi onu biraz hassaslaştırmıştı fakat o asla bu sempatinin objektifliğine zarar vermesine müsaade etmedi. Altı yıldan sonra hala Gnostisizm’in temellerinin en iyi rehberiydi.

Ortodoksluğun evrimine Gnositizmin etkileri üzerine Mead’den öğrendiklerimize bir kaç şey eklememiz faydalı olabilir. Sinoptik İncillerde enkarnasyon  tarihi dramalarda bir doruk noktasıdır. Paul ve biraz daha az seviyede Romalıların Mektubu’nun yazarı John sürekli olarak Gnostik terimleri kendilerine göre yorumlayarak enkarnasyonu kozmik dramalarda doruk noktasına taşımıştır. Gnostik melek bilimi, Dionysius’un Pseudo-Areopagite’siyle birlikte cennetin bütün Katolik ve popüler mitolojik yapısını etkilemiştir. Gnostik kozmolojinin izleri Dante’nin her yerinde bulunmaktadır. Gnostiklerin Perslerden etkilendikleri özel hafif fizik ve metafizik bütün Skolastik felsefeyi etkilemiş ve St. Bonaventura’da doruğuna ulaşmıştır. Jakob Boehme’de Gnostik teorinin yükselmesi (ve modern fiziğin temel varsayımları altında hala var olmadığını kim söyleyebilir?) ile birlikte tekrar ortaya çıkmıştır.

Gnostiszm popülerliğini yitirip yerini Mani dini almıştır. Mani dininden de Paulusçuluk, Bogomilizm ve onlardan da Rus sapkınlıkları ve ünlü Albigeois Haçlı seferi katarisi gelmiştir. Takip etmenin imkansız olduğu şekillerde, Gnostisizm mitolojisi hayatta kalmıştır ve yer altında 17. yüzyılda okültizmin yeniden canlanmasıyla birlikte ortaya çıkmıştır.

Velhasıl, Gnostisizm ilk Hıristiyan çağlarının Gnostisizm ilk Hristiyan çağlarının Gnostik alıştırmaları için ne yaptı? Klise güçsüz olduğu müddetçe ayrılıklara razı gelmek zorunda kaldı. Bazıları doğuştam heterodoks gibi görünüyordu. Bu, belirli kişiliktekilerşn Eski Ahdin resmi tanrısına ve kilisenin gerçekten şeytan olduğuna inanması için muhteşem bir teselliydi. Bu kulağa gelebileceği kadar saçma, uçarı değil, Troçkistler’in bulunduğu çevrelerce medeniyet için muhteşem bir şeydi. Klise ataerkil ve otoriter olduğundan dolayı, Gnostisizm anaerkil ve liberter eğilimlere, bunların bastırıldığı ya da serbest bırakıldığı tüm toplumlarda dışavurum imkanı verdi.

Bunun da ötesinde, Gnostiklerin zihinlerindeki evrenin fotoğrafı olarak zemine yansıttıkları kendilerinin derinlemesine cehaletidir. Bu mitolojik bir tanımlamadır, adeta tasarlanmış bir yapıyı işleten güçlerden biri ve insanoğlunun kişisel devrimidir. Bu, diğer inanç sistemlerine göre daha yakın, imkanlıdır mümkündür çünkü diğerlerinin tümü en uyduruk, en düzmece ve Jung’ın tanımladığı Kolektif Şuursuzluğun kurumlaşmış bir panaromasıdır. Bu Gnostik sapkınlık bir çeşit toplumsal terepatik rüyadır. (Bu kavram Jung’un işaret ettiği gibi hiç bir gizemli ruhani durumun insanlarla paylaşmını gerektirmez. Bu, kolektif bir resimdir çünkü herkes çoğunlukla aynı yollarla cevap verir çünkü hepsi aynı psikolojik inayete sahiptir.

Evren üzerinde olmasa bile sembollerin güdümlemesiyle kendi zihnimizde yapılandırabilirdik. Gnostisizm esasen hayatın, insanın, tanrının ve ahlakın büyülü bir teorisidir. Ruh-madde, iyi-şeytani, tanrı-yaradılan, sınırsız güç-özgürlük, Hristiyanlıkla ortaya çıkan ikilemlerdir. Gnostisizm insanın ve evrenin birbirlerini etkilediğine dair yazışmaların büyülü öğretisiyle sorunu çözmek için atılımda bulunmuştur. Aslında bilim tarihinde olduğu kadar inanç tarihinin de de bir aşamasıdır. Bu zorlu bir aşama fakat hala etkileşimde oldukları halde sadece Teosofist değiller fakat Heisenberg’in Belirsizlik İlkesinin onkolojik bir buluş olmasından ziyade matematiksel bir ifade olduğunu düşünürler. Simya, Gnostisizm vasıtasıyla ve buna rağmen mikro ve makro kozmosun benzer güdümlemesiyle zenginlik ve affedilmeyi elde etmek amacıyla bir girişimdir. Ama Alfred North Whitehead felsefesi de aynı ilke üzerine kurulmuştur. Gnostisizmden güneş sistemi hakkında hiç bir şey öğrenemezsen, dünyadaki iyilik ve kötülüğe dair bir parça ve kendimiz hakkında oldukça fazla şey öğrenebiliriz.

Başka bir yerde dediğim gibi G.R.S Mead, A.E. Waite ile son yüzyılın sonlarının okült mezheplerinden ve hareketlerinden yuvarlanarak gelen tek gerçek alimlerin ayrımını paylaşıyor. Bizim Gnostisizim anlayışımzda ona sadece antolojisini değil, aynı zamanda Gnostik risale, Pistis Sophia’nın baskısını da borçluyuz. Ona aynı zamanda İngilizce Hermetik edebiyatın tek okunabilir çevirisi olan Thrice-Greatest Hermes’i de borçluyuz. Ona toplam borcumuz için hesaplaşmayı ertelememiz gerekir. Günümüz için yeterli, altmış yıl sonra da o Gnostisizm için en güvenilir kılavuz olmaya devam ediyor.

KENNETH REXROTH | 1960

çeviri: flagg / etilen
d.not: elimize geçince tanıtacağımız siber gnosis için çevrilmiştir.