(G)izi Yarasında

Ekşiyen yüzünü güneşe dönse belki bahar gelecekti.
Kemiklerinin kendinden büyük olmasını ve küfesinde insan yükü
Taşımasını saymazsak, ona çocuk denebilirdi,
Gözleri yeşile çalan, her şeyin yarımını nasip bilmiş güzel Ali’m.
Yana yakıla geçen günlerin acısını bir fanusa hapsetti ve ateşe verdi.
Alazlanan alevde demlenen öfkesini saldı bir okul çıkışına
Çantalarda kapağı kırışmış kitaplar, içinde öyküler, masallar…
Tartısında tarttığı insanların insanlığı kaç gram ederdi?
Bunu düşündü ve hayalindeki bir ormanda buldu kendini.
Tanrının kopyalayıp yapıştırdığı hayatlardan sadece biriydi
Kumar masasında yemin edenlerin meçhule bir taş atışı gibi
Sevmek için karşılaşmaları bekleyen güzel Ali’m.
Ah Ali’m, yarısı yarasında gizlim…

.
.

Halit Ağa da bir köşe başına gömmüşler göbek bağını
Şimdi orada sokak sanatçıları sazlar, defler, alkışlar…
Karışmış senin ilk çığlığına.
Dizili sandalyeler küs ve ruhun ayazını ısıtmayan ısıtıcılar
Doğrultulmuş saçlarımıza,
Gez, göz, arpacık.
Hayırhahlar çığırtkanlığa başlamış ellerinde bir liralık bulgur torbalarıyla
Cennete bilet kesen yoksullara uzanan eller riyakâr
Sokağa düşmüş yoksulluk, pazarlanıyor ekmek kuyruklarında.
Utancımız direncimizi örtmüş Ali’m, yumruğumuz yarım
Parmaklarımız kesilmiş bir torna tezgâhında.
Zaman sığmıyor hiçbir kaba, dökülmez üstüne başına çaresizlik, korkma Ali’m!
Mevsim kış hava soğuk, umudunla ört üstünü çocuğum, bize aldanma.
Ah Ali’m yarısı yarasında gizlim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir