Sadece buradayım diyordum. Hiç bir şey yapmadan. Plastikten şemsiyenin altında, masaya dizini yaslamış, olan biteni izlemekteydim. Bir şekilde bir düzen ve tekrar eyleminin içinde insanlar arabalarıyla yokuşu çıkarken hızlanıyor, giderek hızlanıyordu. Yürüyenleri düzenle takip ediyordum. Gözümde bulanıklaşarak kaldırımdan uzaklaşıyorlar. Bulundukları mekanların arkalarında boşluk bırakıyorlar. Kaldırımlarda, ağaçlarda ve havada. Git gide değişim… Kafama dank etti: Varlıklar olmadıkları yerleri kendileri yaratıyorlar.

İnsanlar uzaklaşıp yok oldukça boş kalan kaldırımlar kendileri olmayı daha iyi gösteriyor. Var olan kaldırımın sadece kendisi kalınca, sesler kesilmeye, dışarısı da zamanla değişime uğruyor. Kaldırım olmak dışında da buradalar. Sadece katı ve yalın sertlikleriyle duramıyorlar. Var olan boşluk, bulunduğu sürecinin içinde sürekli kafa boşluğuma imgeler sunup kendisini yeniden tanımlıyor. Burada olmasının ikincil ve üçüncül sebeleri var. Olduğu gibi kalamaz. Zaman geçtikçe kaldırımın dışında kalan boşluk, kendisine anlamlar eklemek zorunda. Çünkü her gün, insan, kaldırımlar ve diğer mekanlar üzerindeki düzenini devam ettiyor. Kaldırımı boğuyor, sarsıyor, bekletiyor, yormaya ve sıkıştırmaya devam ediyor. Sürekli aralıklarla değiştiriyor. Çünkü düzenli yer diye bir şey yok. Düzmece var. Bir araya gelmiş düzmeceler var. Düzmeceler düzensizce sürer gider. İkincil ve üçüncül anlamlar düzeni bozar. Boşlukta da buradayım hissi uyandırır.

Yanımdan geçen arabalar başka bir şey olmaksızın buradayım diyor, ruhsuz olmasına rağmen. Kaldırımın anlamı türüyor, sadece üstüne basılmasına rağmen. Durak olduğu bilinmeyen yerde otobüs bekleyenler buradayım diyor. Geç kalmasına rağmen. Ağaç buradayım diyor, altındaki gölgesinde duraksandığı için. Sadece orada oldukları için içinler. Kimseler demiyor, sadece ben burdayım diyor.