FOS

Emir veremiyor, emir alamıyor.

Kekemeler ilgisini çekiyor, topallar, körler, dilsizler. En ağır işlerde işçiler, seyyar satıcılar, kusanlar, açlığı ve uykusuzluğu göğüsleyenler.
Gece vakti mesaiden dönenler, sabahın köründe işe gidenler ilgisini çekiyor.

Kuşlar mutlu ediyor, sokak çiçekleri, ağaçlardan sarkan türlü böcekler.
Simsiyah boş lekeler, sürekli renk yer değiştiren bulutlar, ağır ağır ilerleyen trenler ilgisini çekiyor.

Silik yaya geçitlerini sayıyor, köpeklerin nefeslerini, kelebeklerin kanat çırpışını, iskelelerdeki tahta sayısını.

İki bira mutlu, beş bira sarhoş, onbir bira deli ediyor.

Meylerin üzerindeki köpükleri sayıyor, kirpikleri.
Gözünün önündeki iki memeyi ölçüyor, yüzünden yalnızlık akıyor. İki üzüm ağlıyor karşısında.

Rahat bıraksın gülen yıldızlar.

Masaları sayıyor, yanan masaları, söven masaları, yürüyen masaları, ölen masaları, yaşayamayan sandalyeleri.

Bir de geç saate kadar açık olsa kuşların bağrı.

Meraklı ve ürkek çocuklar, bilgin ve suskun güvercinler ilgisini çekiyor.

İkiletmeden sözünü duysa şu uçurtmalar.

Kiremitleri sayıyor, bacaları.

Gökten sarkan limanlar mutlu ediyor, bir kedinin esnemesi mutlu ediyor, bir balığın uyuması, kesilmiş demir parmaklıklar, kırık kilitler.

Sönen lambaları sayıyor, ağaçlardaki dilsizliği.

Uykusundan uyandı, eldivenlerini giydi ve aynaya baktı.

Serseriyiz sanırım, hayatı hiçe sayan ve yaşamda kalmaya tutkun serserileriz, hepsi bu değil, ama gerçek bu.

Nefesinden oluşmuş aynadaki buğuya bir çizik attı ve gülümsedi. Yüzünü tavana ve tabana dikti.

Birinin yokluğu birinin yokluğudur. İçinden üç kez mırıldandı.

Kendini çırılçıplak soyup yakmak istiyor.

3 yanıt: “ FOS ”
  1. Yaşayana, yaşayışa ardından yaşama doğru ilerleyen bir anlamsızlık, kendini tanımlamakta zora sokuyor insanı.

    Anlam arıyor durduraksız.
    Bulamayacağını bile bile.
    Tükenmez bir umut ile.
    Ne zamanki vazgeçiyor aramaktan,
    O zaman zaten
    En ağır sonu tadıyor aniden.
    Kimi zaman istemli, kimi zaman istemsiz.
    Tükenmişlik adlı betondan bir duvara taslıyor yüreğini.
    Kaldırıp elini bir aman isteyemiyor.
    Sözcüklerden ümidini kesiyor çünki.

    “Birinin yokluğu birinin yokluğudur.”

    O birisi kendimiz olursa şayet, durum sadece birinin yada bir şeyin yokluğundan çıkıp, herkesin veya her şeyin yokluğuna doğru süzülüyor.
    Yeri geliyor, kendini çırılçıplak yakmak bile isteyemeyebiliyor insan. Anlamını yitiriyor. Bazısı anlamını bile anlamsız buluyor.
    Sonunda ise
    Yitiriyor benliğini.
    Sürünüyor, toprağın altında.
    Dibine dalıyor yerlerin
    Ta ki enerjisini tüketene kadar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir