Yazının başında belirtmem gerekiyor ki bu yazı taraflı bir yazıdır. İnsan bilgiyi ararken doğal olarak doğruyu bulmaya eğilimlidir, o duyduğunun, gördüğünün gerçek olmasını isteyerek doğaya yönelir daha ilk aşamada taraflıdır. Ve sadece bu istek değildir onun bilgisinin oluşumunu etileyen, önceden bildiklerinin etkisiyle bilmek ister aynı zamanda. Marx’ın bir felsefeci olması ve felsefedeki aklın alanı olan devlet geleneğini  savunması onun diyaletiğinden devleti çıkarmış, Bakunin’inkinden ise ezilenin zaferini. 5 yıldır vejetaryen olan benim içinde bu yazının sonunun  mezbahanelerin tarafında sonuçlanmayacağına emin olabilirsiniz. Öncelikle et kelimesinin altını oymak istiyorum et bedenin yiyeceğe yönelmiş halidir. İnsanlar için bu kelime çok nadir kullanılır. Ya da tam tersi olarak bir biftek için dana bedeni, inek cesedi kullanılmaz et ürünlerindeki tüm literatür  cinayetin üstünü örtmeye çalışmanın, onu inkar etmenin,görmezden gelmenin bir ürünüdür. Tadının güzel olmasından, doğanın işleyişinden, ya da beslenme ihtiyacı gibi bir çok neden insanların bu cinayete karşı ürettikleri bahaneler vardır. İlk olarak beslenme  konusunda insanın etsiz yaşayabileceği kanıtlandı sonra doğanın en tepede tek türün olduğu bir dengesi yoktur. Doğa insan ve hayvan olarak ikiye ayrılmaz, insanlar dışındaki tüm türleri  hayvanlar olarak eritmek başlı başına bir sorundur. Çoğu kişi insanın diğer türlerden aklı ve değer yaratması bakımından ayrıldığını savunur, insan değer yaratmıştır, kendi içerisinde cinayeti, tecavüzü yasaklamıştır. Peki bu değeri diğer türlere karşı uygulamaması salt insan için geçerli olması buradaki mantıksızlığı ve yaratılan değerin samimiyetsiziğini göstermez mi? Bir insanı öldüremezsin aynı türden olduğunuz için ama  yemek için bir kuzuyu kesebilirsin. Peki bir insanı yemek için öldürebilir miyiz? Bir şeye değer verilebilmesi için onun insani olması gerekiyor o yüzden insanın yiyeceğine yemek ineğin yiyeceğine yem kedininkine ise mama denir. Kedi köpek vs. bir bebeğe benzetilerek insanileştirilmiştir. İşte bunun adı türcülüktür kesinlikle ırkçılık, milliyetçilik ve dincilikten farkı yoktur. İnsanlar ve diğer türler arasında cinayetsiz mutualist bir ilişkinin var olabileceğini, diğer türlerin de yaşam alanına saygı duyarak yaşanabileceğini mümkün. Temeli sömürüye dayalı kapitalist ve parası olanın her şeyi yapabileceği liberal bir toplumda  bunu yapmak imkansızdır. Dünyayı daha fazla kar için yok eden sermayenin göz boyamalık projelerle bu durumu iyileştireceğini dönüştüreceğini düşünmek boş bir hayaldir. Bir vegan/vejetaryen’in türcü olmadığını söyleyip liberal olması bir akıl tutulmasıdır. O  diğer türlerin sömürülmemesi gerektiğini savunup belli bir sınıftaki insanların sömürülmesine göz yumar. Özellikle Türkiye’de bunun örneği çoktur; milliyetçi, ırkçı veganlar bile vardır sanırım. Yeni bir dünya ancak ezilenlerin elinden çıkabilir. Sınıfsız türcü olmayan bir dünyayı bize asla burjuvalar elinde sunmayacak ya da proletarya diktatörlüğü  sonucu gelmeyecek ancak tüm ezen ezilen ilişkisini, tahakkümü, otoriteyi  reddeden düşünce ile başka bir dünya mümkündür. Büyük şiirler, büyük sanatlar, büyük felsefeler yarattığımızı düşünüyoruz ancak tıpkı antik yunandaki düşünürlerin gözlerinin önündeki köleleri yok saymaları gibi biz de diğer türleri yok sayıyoruz. Et cinayettir, tecavüzdür bir bedene karşı, cinsiyetçiliktir toplumdaki değeri bakımından, sömürüdür, hor görüdür, faşizmdir.