ESİNTİ


Fırışka

kulaklığını yok edin bu toplumun.
merdiven dikin saklı bahçelere, adımlar yeşerecek yeniden.
tüm evsizleri tanıştırın.
atardamarlar bombalayın.
arabalar, motosikletler, tırlar, tekneler, tayyareler çürüsün.
yürünsün, yüzülsün, uçulsun.
merdiven dikin saklı bahçelere adımlar yeşerecek yeniden
sessizleri ölülerden uzak tutun.
karanlık yüzleri aynalara itin.
şurup ırmakları, tablet yağmurları, merhem resimleri uyandırın.
duvarları balyozlayıp odaları birleştirin.
şaşkınlık başlasın, karmaşa yaşlansın.
dinlenmeden dökülmesin çiçekler dillerden.
dinlenmeden sökülmesin çiçekler dillerden.
kaldırımları sökün.
elma boyu kadar fark olmasın zeminde.
duraklar silinsin güzelce.
köhne çiviler, sökülsün basmakalıp tahtalardan.
emme basma tulumba denklemini çökertin.
kafaların özü gürleşsin yeniden.
telefon ağlarını, banka hesaplarını, çekleri; itin, çekebildiğiniz evrenden.
söylemleri, sözlükleri; atalardan, duvarlardan, meyhane masalarından,
cami avlularından, raflardan cımbızlayın.
sağ sol üst üst ön arka yargıları merkezinden bodoslama deşin.
soyunup yaradan rab elbisesi giyenlerin fişini çekin.
özgür olamadınız hiç, bahis açmayın.
beklemiyor mertebeler erişilmeye.

duyulmadı.
duyanlar uyanamadı.
uyananlar uyamadı.

bir lokmada doyurun açlığınızı.
bir hırkada kurtulun donmaktan.
bu trenler gelip geçer, geçip gider.
durakları fırçalayın, temizlenip silinsinler güzelce.

belli belirsiz rotalar, hırlı hırsız menziller, kırık takık pusulalar, zehirli akrep, sıyrılmış yelkovanlar.
olumsuz ölümsüz yuvarlanan tüm minik kayala

geceler sepya tonu gündüzler cam göbeği.
günler.
güneşler.
esneyen bu zaman.
daralan vakitleriniz olacak yine
seçim olmayacak, seçemeyeceksiniz, seçilemeyeceksiniz.
boynunuza pamuktan iplikler örülecek

otobüs geldi camlardan sarkan ayaklarıyla.
arka koltukta serilmiş kellelerle geldi otobüs.
başında nöbet tutan tüm haydutlarla.

şimdi iniliyor damarınızdan.
beklemeyin iz yok, olmayacak.
iz insiz dağ başlarından sıyrıldı.
iz sonsuzluğa damlayacak yeniden.

bu tekerlekler dönüyor mu?
boğulmadılar mı, yanmadılar mı hiç?
şimdi susuyor tüneller.
dokuyor çiçeklerini pınar başları.

Kasırga

üzüm çekirdeklerini üzdün mü şaraplar boğmalı seni, şef.

esrikliğimden, demimden aldı beni.
susunca dolacağım gözlerinden.

duydun mu şef?
üzüm çekirdeklerini üzdün mü şaraplar boğmalı seni!

hey şef,
ki kadeh daha, biri yalnız olsun biri budala
ikimizin çırası ateşe bulanmadan.
harlar ellerimi gözlerini budamadan.
iki kadeh daha istiyoruz.
getirirsin, olmaz mı, şef!

hücrelerimize ekilmiştik, şef.
çekilip, çekiniyoruz artık, arzu dolu, hançerli nefeslerden.
ardışık seslerimiz bülbüllere sığmazdı.
gök deldi seslerimiz, bulutlar bilir, birdeydi tenimiz.
ceninden kefenden sıyrık tenimiz.
o savruk hallerimiz, şef!
o tüm hallerimiz.

ateşten şef, ateşten buğulandık.

çakırları yırttık, fenerleri kırdık.
levhaları yıktık birer birer, şef.

yön yoktu
olsa olsa, aşk salgını kanımız, ateşten buğulandık.

parçalandı ki aşk
ormanın merkezinden reçeteler göçüyor şimdi.
tüm yaralara, tüm yarınlara, şef.

onunla orada olmak!
onunla olmak, şef?

şimdi kulaklarımda dolanan kudretli heceler
kırılıyor, düşüyor, yürüyemiyor.

şimdi kadehleri kır şef, meyleri özgür bırak.
görünür görünmez tüm oluklardan sarkan,
o olacak.

Fırtına

sevgilim bu senin sesin.
ve kaybolan izin.
çocuk ellerimin yırtılmış eldivenleri.
elini başıma uzat, arındırırsın beni.
bu dünya bakıyor ama görmüyor bizi.

Bora

baş ağrıtan atmosfer.
şeritlerde deniz eskisi tonlar.
keçiler kişniyor kırmızı ışıklarda.
baş kaynıyor teraziden.
iki el ok değil yay değil.
deşiyor deriyi.
kanıyor rüzgar.
savrulmak böyle değil.

bilindi unutuşun sesi.
davetiyeler yanmış yarınlara.
bir biz olunsa yeter aslında.
durulmasın etrafta mumlar gibi.
herkes düşsün dibine.
avuçta, tende, savrulmak böyle değil.
düşülürdü eskiden de bulutlara.
uyku bilinmezdi uçuşlarda.

hey kaptan, demirsiz, çivisiz.
nereye batırdın bizi?
hey kaptan!
çek bizi kıyıdan.
açılalım kapandıkça güneş.
ışık böyle değil.
dertten, tenden, künden, bu dünya

barap, barap, barap.

şarap yakıldı mı hiç?
kızarık gök yüzü.
toprak ayakları.
bedenim arasında.

çekiniyordu eşsiz sevinçlerden, kıyısından usulca yürüyor şimdi.
bir it kişniyor.
bir kedi kanatlanmış.
miyavlıyor vapurun ardında martılar.
geceden sabah ninnileri artık geç değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir