Şiddetle köşeye kıstırmış beni, hissediyorum, bu yalnızlık tutkusu, hani şu genç bedenleri tırpanlayan, sonra da onları tek bir demet ekin gibi yakıp kavuran. PEDER GIMFFERRER ‘’Nisanda Bıçaklar’’ Arde el mar
‘’Artık Ne Erkek Var Ne Kadın; Yalnızca Mutlak Özgürlüğün İçinde Varlık’’  Joaquim Enigma – Antoni Casas Ros
Türkiye’de Sel Yayıncılık tarafından kitapları Türkçeleştirilen Antoni Casas Ros 1972 yılı Kuzey Katolonya doğumludur. İlk romanı Almodovar Teoremi okurlar tarafından büyük ilgiliyle karşılandı. 2008 yılında İspanya’da en iyi roman ödülüne layık görüldü. İkinci kitabı Enigma ve son kitabı Son Devrimin Güncesi heyecanlı olay örgüsüyle dikkatleri üzerine çekti. Size Enigma’dan bahsetmek istiyorum. İnsanların arayışları ve bastırılmış hisleri enteresan bir şekilde, manada vücut buluyor ─mesela bir kitapta ya da bir kitapçıda. Bir şair aynı zamanda para karşılığı adam öldürüyor, genç bir kız yazarlık hevesiyle kendisini yaşamın içindeki hikâyelere bırakmış, konuşmaktan pek hoşlanmayan Japon bir kız ve kendini Enigma hastalığına yakalanmış olarak tanımlayan bir edebiyat profesörü. Bu kitapta karakterlerimizin ortak bir derdi var: Gizem. Profesör Joaquim, hastalığını Enigma olarak adlandırırken Zoe, ilk romanın adını Enigma koymak istiyor, Ricardo ise; ilk şiir derlemesi Enigma Çeşitlemelerine yayıncı bulamıyor ve Naoki ─ on beşinci yaş gününde arkadaşının hediye ettiği Edward Elgar’ın Enigma Çeşitlemelerini bir kutsal müzik gibi dinliyor. Kitapta sizi kendisine çeken ve kendi müziğini oluşturan bir hava var. Zoe Barselona’da plajdayken arkada dalgaların sesinin yumuşak piyano dokunuşları, Naoki’nin pürüzsüz düşüncelerinde bir kontrbassın derinden ve sağlam adımları, Ricardo’nun içindeki ateşle vurulan davullar ve profesörün cümleleriyle yaylıların insanı ürperten titreşimi. Okurken bunları hissediyordum. Birinin, beğenmediği kitaplara nefret beslemesi nasıl bir histir diye düşünüyordum ─ kitabevlerine gidip, yazarların kolaya kaçtığını düşünerek veyahut başka sonlar layık gördüğü için her kitabı paramparça etmesinin nasıl bir öfkenin sonucu olduğunu ve bunu yaparken hissettiği adrenali merak ediyordum.  Joaquim, edebiyat profesörümüz ciddi, soğuk ve öğrencilerine sert; lakin aynı zamanda yaramaz bir çocuk gibi sevmediği bu kitapları hiç acımadan yok edebilecek cesareti de mevcut aklının içinde. Zoe, Joaquim’in üniversiteden öğrencisiydi ve hocasını şöyle tanımlıyordu: ‘’Joaquim’i düşündüğümde, hiç okunmamış olmanın umutsuzluğunu hayal ediyordum.’’  Zoe bir yandan hocasının felç yüzünden kaskatı kesilmiş ayağını tasvir ederken, diğer taraftan onun bu sert mizacının arkasında geçerli bir sebep olduğuna inanıyordu. Şimdilik plajın karşısında bir barda garsonluk yapıyor, kalan zamanını da okuyarak ve yazarak geçiriyordu ve daha Naoki ile karşılaşmamışlardı. Ricardo, para kazanabilmek için kiralık katil olmuştu. Aslında yaşamın ona çok fazla tercih sunmadığından yakınıyor; fakat işini yaptıktan sonra geriye kalan vakitlerini istediği gibi değerlendirebildiği için bundan da fazla şikâyet etmiyordu ve Ricardo bir şairdi.  Naoki’ye garip bir ilgi beslemekteydi. Takiplerinin sonu gelmek üzereydi. Naoki, sessiz ve kabullenici görüntüsüyle canlanıyor gözümde, evindeki her şeyin tek renkten oluştuğu ─ varlığını müzikle gösteren ve her bedeni cinsiyetsiz bir şekilde kendisiyle özdeşleştiren Naoki bu kitapta çok öfkelendiğim tek karakterdi; ancak kitap bittikten sonra yanımda olmasını istediğim bir dost gibi olmuştu, onun gibi birini bulabilir miyim? Bilmiyorum; lakin bir şekilde olduğumu sandığım kişi değilmişim bana bunu gösterdi. Melek sembolü kitapta küçük bir kızda gösterilmekte, saflık ve bilgelik onda vücut buluyor ve verdiği cezalar kutsal kitaplardaki İlahın cezalarıyla benzerlik gösteriyor. Kitabı okurken hepsinin çektiği acıyı düşününce aklıma şu söz geldi: “Izdırap her daim hayatın sıradan bir parçası olmaya devam edecektir.” Bu dört kişinin yolları bir şekilde kesişecek ve türlü düşüncelerle, olaylarla garip bir yolda yürümeye devam edeceksiniz. Kendilerine ‘’Yatak Odası Filozofları’’ diyen bu dörtlünün hikâyesi Işık Ergüden çevirisiyle Sel Yayıncılık tarafından 2010 yılında satışa sunulmuş ve şu an 3. Baskısında. Kitaplığınızın içinde kaybolup, sonunu bilemeyeceğiniz bir kitap: Enigma.