Bilginin seviyelere bölünerek verilmesi gerektiğini savunuyorlardı. Yüzyıllardan beri. Geçmiş, okült örgütlerle doluydu. Sağlı ve sollu, her iki taraf da yüzyıllar boyunca bilgiyi saklı tutmanın derdindeydi. İsmi dergah oluyordu, ismi cemiyet oluyordu, ismi society oluyordu. Fakat içeride tutulan bilgi, değişmiyordu.

Lakin ben sevgiyle doluydum. Biliyordum, Demiurge sahte tanrıydı. Herşeyin madde olmadığını ve maddenin önemsizliğini. Onların da bunu bilmesi gerektiğini düşünüyordum. Onlar da bilmeliydi. Kendi içlerindeki kuvveti her biri anlamalıydı. Evet, geçmişte bir İsa gerçeği vardı. “Bizler, tanrı oğullarıyız, bizler tanrıyız.” demişti ve çarmıha gerilmişti. Ama aradan yüzyıllar geçmişti ve ben sevgi doluydum. Halkın da gerçeğe ihtiyacı vardı. Yozlaşmış inanca değil.

Demiurge sahte tanrıydı. Söyledikleri, tamamen kendi kibrinin eseriydi. Acı çektiriyordu bize, beden hapishanesinde. Ruhlarımız, hayvanî bedenlerin içinde, sevince erişme konusunda mutlak bir başarı elde edemiyordu. Belki sevgi, bunun gölgesi olabilirdi, ama dahası değil. Gerektiği kadar değil. İnsanlar, gerçeği bilmeliydi. Bu hapishaneden çıkmalıydık!

Onlar, yalanlarla donatılmış zihinlere sahiplerdi. Ve ben, onlar için üzülüyordum. Biliyordum ki, her erkek ve her kadın bir yıldızdı. Biliyordum ki, Demiurge, insanın aşağısındaydı. Her erkek ve her kadın, bir tanrı, bir tanrıçaydı. Sen de öyleydin, ben de. Ve sonra konuşmaya “Enel Hak” diyerek başladım, onların arasında. Devam edecektim, “Sen de bir Haksın, ben gibi. Her birimiz birer ilahız!” Fakat izin vermediler buna. Beni kurban ettiler, Demiurge’a. Ruhumun bedenimden çıkışından bir an önce, kalabalığın arasında, arkalarda onu gördüm: Öğretiyi bana öğreten üstadımı. Asla halka açık biçimde anlatmamam gerektiğini bana her seviyede dile getiren üstadımı. Bakışlarında “Ne yaptın?” sorusu vardı. Eğer ona bir yanıt verecek olsaydım, şöyle derdim:

“Üzülme, üstadım. Beni öldürdüler ama tarih kitaplarında yer alacağım. Bunu sağlayacak Gnosis’i bilenler. Ve gelecek çağlarda açığa çıkmasına yardımcı olacak, kurban edilişim, gerçeğin bilgisinin. Üzülme, üstadım. Bu hapishaneden kurtuluşuma yardımcı oldular, cehaletin sahipleri. Gerçek Tanrı adına üstadım, üzülme! Ben, mutluyum! Gerçek için öldürülüyorum.”

ps: Mansur’un ağzından aktardığım bu kısa öyküyü yazarken bana ilham kaynağı olan güzide parçayı da sizinle paylaşmak istiyorum;