…Karabasanlarımda kırmızı egemen. Kırmızı tutkunun, neşenin rengi. Kırmızı içsel yolculukların rengi, insanın gizli doğasının, bilinçsizliğin girinti ve çıkıntılarının rengi. Her şeyden çok kırmızı öfkenin ve şiddetin rengi…

Kathy Acker, “Annem : İçimdeki Şeytan”

“Incognito”, gizlenen kimlik anlamına geliyor. Hemen her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında gördüğümüz şiddet ve cinsel istismar mağduru küçük çocukların isimlerini gizleme meselesine bir gönderme niteliği taşıyor. Hepimizin şu ya da bu şekilde farkında/haberdar olduğu, oldukça ağır psikodinamiklere sahip ve farklı bilim dallarının araştırma konusu olan bir kavram çocuk istismarı. Plastik sanatlara baktığımızda ise çocukluk dönemlerine ilişkin travmalarını, cinsel kimliklerinin oluşumundaki arızaları/ kafa karışıklıklarını konu edinen, “confessional” kategorisinde değerlendirebileceğimiz sanatçılar bir yana, genelde “üç maymun”un oynandığı “çocuk istismarı” meselesi ve ardından yaşanan trajedilere el atan sanatçıların sayısı gerçekten çok az. Bu bağlamda Elif Varol Ergen’in çalışmaları plastik unsurlarının yetkinliğinin yanı sıra, içerdiği sosyal/psikolojik alt metinler yönünden ve konuyu ele alışındaki mesafeli, izleyiciyi semboller üzerinden düşünmeye çağıran ve “istismar üzerinden istismar” yapmayan tavrıyla öne çıkıyor.

Çocuk istismarı, özellikle de cinsel istismar sık rastlanan ve genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmakta ve vakaların yalnızca %15’inin bildirildiği düşünülmekte. İstismarı gerçekleştirenler ise çoğunlukla, çocuğun birinci dereceden yakını, ona bakım vermekle yükümlü olan ve/veya bağlanma nesnesi olan kişiler. Söz konusu vakaların büyük bir kısmında ya annenin fiziksel istismarı, ya da yakınındaki bir erkeğin cinsel istismarına uğrayan çocuğun başına gelenler karşısında sessiz kalmayı tercih eden bir anne figürü karşımıza çıkıyor. Bazı vakalarda ise durumdan haberdar, fakat müdahalede bulunmayan kişilerin birden fazla olduğu gerçeği durumun vahametini bir kez daha ortaya koyuyor. Elif Varol Ergen’in çalışmalarında sıklıkla değindiği süreçlerden birisi de bu sessiz/pasif kalma, hatta bir voyeur konumunda çocuğun başına gelenleri gizil/hastalıklı bir hazla izleyen gözlerin varlığı. “Gözlem” başlıklı işinde ilk bakışta sembolik bir unsur gibi görünen “gözler”in küçük kız çocuğuna attığı bakışların hiç masum olmadığını anlıyoruz, bu gözler kösnüyle çarpılmış, olan biteni izlemekten haz alan gözler. Kuyu’nun dibinde dahi olsa henüz tebessüm edecek kadar başına gelenlerin ayırdında olmayan “Prenses”, “Kırmızı”da sapkın gözleri şaşırtarak beklenmedik bir hamle yapacak hale getiriliyor. Konuşma ve kendini savunma hakkı tanınmayan, söz almak istediğinde izin verilmeyen (sanatçının işlerinde kesik parmaklarla imlenen) çocuk eline silahı alıveriyor. Cinsel/fiziksel istismara uğrayan ve canına tak ettiğinde işi cinayetle ve/veya intiharla sonlandıran çocukların sayısı, medya aracılığıyla çok sık yansıtılmasa da, azımsanamayacak kadar fazla. Sanatçıya göre: “Yetişkinlerin travmatik ve acımasız dünyalarının, çocuk bedeni ve ruhu üzerindeki şiddetli yansımaları, yaşayan ama yaşamın farkında olmayan, acı çekip bunu sadece düş kırıklığı sanan ve cinsiyetinden utanan çocuk karakterler üretiyor.”

Çocuğun mutlu anları ise çok uzaklardan ona el sallayan üçbeş silik imaj olarak iz bırakıyor hayatının geri kalanında. Elif Varol Ergen katran, silahlar ve kesikler gibi oldukça şiddetli elemanlarla tezat olarak duygusal ve geçmişe dönük olarak bellekte bir mutluluk arayışının izlerini sürüyor çalışmalarında.

Öte yandan Varol Ergen’in işlerine bakarken Freud’un ortaya attığı “tekinsiz” (unheimlich/uncanny) ve Julia Kristeva‘nın rezil, berbat, zillet, atık sözcükleriyle açıklayabileceğimiz “abject” kavramlarını göz önünde bulundurmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Zira her sanat izleyicisinin kolaylıkla hazmedemeyeceği sert ve metaforik unsurlar var sanatçının çalışmalarında. Zaman-uzam algısının bulanıklaştığı resim mekanlarındaki bazı motifler istikrarlı bir biçimde karşımıza çıkıyor ve “tekinsizlik” duygusunu pekiştiriyor. Groteskleştirilmiş, deforme edilen, sarkan ve eriyen formlar, kesik ve tanım ötesi biçimlere dönüşen uzuvlar, yoğun kırmızı ve siyah kontrastlarla tam da “abject”e işaret edecek biçimde bir araya geliyor. Ancak Kristeva’nın da vurguladığı gibi “iğrenç kılan, kirlilik ya da hastalık değil, bir kimliği, bir sistemi, bir düzeni rahatsız edendir… iğrenç, sınırlara, konumlara ve kurallara saygı göstermeyen bir şeydir…arada, muğlak ve karışmış olandır…hain, yalancı, vicdan azabı duymayan suçlu, utanma duygusu olmayan tecavüzcüdür…”. Dolayısıyla sanatçı, asıl “iğrenç” olanın ne/kim olduğu üzerine bir zihin jimnastiğine davet ediyor bizi.

Sanatçının akademik geçmişinin de çalışmalarını beslediği, zenginleştirdiği göze çarpan noktalardan. Yüksek lisans tezinin başlığı “Uzakdoğu Kültüründe ‘Japonya Örneğinde› Çizgi Roman Sanatının Gelişimi” olan Varol Ergen’in çalışmalarına manga/ anime’lerin görsel dünyasını duyumsatan ancak daha içe dönük ve sembolik bir kavrayışın hakim olduğunu görüyoruz. Doktora tezini ise “Resimli Çocuk Kitapları” üzerine yapan sanatçının, özellikle “İncognito” serisinde çocuk kitaplarının illüstratif dilini yapıbozuma uğratan ve söz konusu dili kullanarak “büyüklere” (aslında) kurmaca olmayan öyküler anlatan bir görselliğe ulaştığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu noktada uzakdoğu ve batı kültürlerinde, Varol Ergen ile benzer bir görsel ve tematik evreni paylaşan Toshio Saeki ve Trevor Brown geliyor akla. Toshio Saeki lokal/ folklorik, uzakdoğu’nun gelenekleriyle hesaplaşan ve aykırı cinsellikler/ amorf biçimler içeren çalışmalara imza atan bir isim. Ergen ise yaşadığı ülkenin karanlık ve örtbas edilen gerçeklerini büyük ölçüde coğrafyasızlaştırarak, nihayetinde konvansiyonel bir dile ulaşarak aktarıyor. Trevor Brown da yine çocuk istismarını oldukça sert bir dille fakat fetişleştirerek ele alan işler üretiyor. Elif Varol Ergen ise çocukların savunmasız konumlarından faydalanmadan, onları cicili/bicili, şeker öğeler gibi göstermiyor, daha acımasız bir gerçeklik düzeyinde, lafı dolandırmadan, gerektiğinde deforme edip “çirkinleştirerek” işlerine taşıyor.

Zira Ergen’in çocukları yetişkinliğin karanlık dünyasına olması gerekenden çok daha erken intikal etmiş çocuklar, elbiselerinin kirli, kanlı, vücutlarının metamorfoza uğramış olması bizi şaşırtmıyor. Ergen önce çocukluğun “basit mutluluk an”larına, sonra da lekeli, geri döndürülemez, burkulan/incinen anlarına götürüyor bizi. Evet, tebessüm ediyoruz belki kuyunun dibindeki “Prenses” ile birlikte, ama çok geçmeden yüzlerimize acı bir gülüş, dilimize “kırmızı”nın kekremsi tadı yerleşiyor.

Bora Gürdaş

Bu metin 03 Şubat-03 Mart 2012 tarihleri arasında CDA-Projects tarafından düzenlenen Elif varol Ergen’in incognito adlı sergisi için kaleme alınmıştır.

sanatçının web-sayfası: www.elifergen.com