Menü Kapat

Düş Kırıklığına Uğramış Köprüler

—Pyrrhus mu, efendim? Pyrrhus, bir iskeledir.
Herkes güldü. Neşesiz, yüksek sesli yılışık kahkahalar. Armstrong dönüp, profilden alıkçasına sevinçli, sınıf arkadaşlarına baktı. Az sonra, üzerlerinde otorite kuramadığımın ve babalarının ödediği okul ücretlerinin bilincinde, daha da azıtacaklar.
—Söyle bakalım, dedi Stephen çocuğun omzunu kitapla dürterek, nedir bir iskele.
—İskele, efendim, dedi Armstrong. Suya uzanan bir şeydir. Bir çeşit köprü. Kingstown iskelesi, efendim.
Kimileri gene güldü: Neşesiz ama manidar. Arka sırada iki kişi fısıldaşıyordu. Evet. Biliyorlardı: Hiç öğrenmeksizin ve akılları ermediği halde. Hepsi. Gıptayla yüzlerine baktı: Edith, Ethel, Gerty, Lily. Benzerleri: Onların nefesleri de çayla reçelle tatlanmış, çırpındıkça bilezikleri kıkırdayan.
—Kingstown iskelesi, dedi Stephen. Evet, düş kırıklığına uğramış bir köprü.

James Joyce / Ulysses

Çeviri: Nevzat Erkmen

Düşüncelerimiz ve aslında kimyasal reaksiyon zincirleri ve elektriksel sinyallerden mütevellit duygularımız sürekli yeni hacimler arayışı içinde. Kusura bakma Herakleitos, suların aynı kalsa dahi biz aynı kalmayacağız. 

Beyaz yakalılar, ebedi garsonlar, zamanı izmaritlerle sayanlar, mutlak determinizme baş kaldıranlar,   inançlılar, şüpheciler,  romantiklerimiz, tarot fallarına bel bağlayanlar, entropinin sarsılmaz tiranlığına boyun eğenler, rasyoneller, para babaları,   yalancılar, memurlar, kanserliler,  ürkekler, bar filozoflarımız, karamsarlar…  Nuh’un otomatik pilota alıp terk ettiği bu geminin yolcuları. Kimsiniz? Sıfatlar, makamlar, unvanlar dışında.

Bir Roman kahramanı tamamlanmış bir kişiliğe sahiptir mesela. Masaya yatırılabilir. Otopsiye açıktır. İster kör bir neşterle, ister dünyanın en yetenekli elleriyle inceleyin onu. Elinizde tutabileceğiniz bulgular olacaktır. Sığacaktır sıfatlara, tanımlara, kalıplara. Zamandan ayrıktır ve gözlem yapabileceğimiz ölçüde eksantriktir. Bizlerse kendi merkezimizden bir adım dışarı atmak istesek, hayatın süregelirliğinin yarattığı karşı konulmaz çekime maruz kalıyoruz. Rutinin dünyasında kayboluyoruz, faturalarla boğuşuyoruz bir kaza atlatıyoruz, otoritenin zulmüne uğruyoruz,  aşık oluyoruz, kavga ediyoruz, toplu taşıma kartının bakiye durumuyla ilgileniyoruz.  Bir şekilde akıntıya kapılıyoruz. Durup kendimize bakacak iken yeni bir ben çıkıyor. Karakterimize uygun meslekleri seçtiğimizi ya da mesleğimizin bizi bu karaktere soktuğunu düşünüyoruz. Geçmiş davranışlarımızın insanlar üzerinde yarattığı beklenti doğrultusunda gerçekleşiyor eylemlerimiz, İnsanları şaşırtacak bir şey yaptığımız zaman bile bu hayret duygusunun temeli yine önceki davranışlarımız. İskambil kağıtlarından putlar, karton bir armada gibi. Tek bir soruyla yıkılmaya hazır. Her gün çöküp, her gün yeniden suya uzanan iskeleler.

“İnsan ne zaman tamamlanır?” sorusuna hayatta iken cevap veremediğimiz için, ebedi iskeleler, düş kırıklığına uğramış köprüleriz.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.

paylaşım