Kapitalizmin yarattığı belki de en suni sektör olan reklamcılığa Türkiye Sineması’nda yapılmış eleştirilerin en radikali, bu 86 yapımı olan Müjde Ar, Macit Koper’in filan oynadığı Atıf Yılmaz filmi olabilir. Bilen bilir sektörün bütün kirli çamaşırlarını döken “99 francs” isimli film de işini başarıyla yapar. Peki bir Aaahh Belinda bunu ne kadar yapabilir, üstelik 99 francs’tan yıllar önce? Anarşik karakterler yaratmadan “normal” insanlarla sisteme nasıl karşı olunur? Aslında film daha da fazlasını yapıyor bir şekilde. Reklam filminde oynayan bir tiyatrocunun duygu durumuyla sektörü, reklam filminde oynadığı için onu suçlayan elitist camiayı, ikisini birden eleştiriyor.

Hikaye temel olarak şöyle akar: Serap başarılı bir tiyatrocuyken, iyi para verdikleri için reddedemediği bir reklam filminde oynama kararı alır. Reklam filminde bir banka memuru, evli ve iki çocuk annesi bir karakter canlandırmaktadır. Çekimler devam ederken birden canlandırdığı karaktere bürünmüş ve artık Naciye olmuştur. Tiksindiği bir hayatı tiksinerek yaşamak zorunda kalır, bir yandan eski hayatına dönmeye de çabalar… Naciye Serap’ın kabusuyken, Serap Naciye’nin hayali olur. Ve bir zaman sonra, film senaryosu başarılı bir şekilde kurgulandığından, Serap-Naciye ikilemi seyirciye bulaşır. Artık hangisinin gerçek hangisinin kabus/hayal olduğu bulanıklaşmıştır. Bu durum iki tarafı birden eleştirme lüksünü bağışlar filme.

Dunganga ne ve dunganga yapılan kim? Söz dinlemeyen, yaramaz çocukları korkutmak için şöyle bir ninni söylenir, oradadır dunganga:

evvel zaman içinde
var imiş bir dunganga
alırmış çocukları
atarmış sepetine
yaparmış hep dunganga
duuunganga dunganga

Dunganga yapılan kim? sorusunu bilerek açıkta bırakmalıyız. Çünkü Lacan der ki: “İnsan cevabını bilmediği soruyu sormaz.”

Burada küçük bir ipucu: Ne kadar söz dinlemez, yaramaz olursak; o kadar yok dunganga.

Filmin tamamı için en yakın adres.