Kolaj en alttan yani temelden başlıyor. İkiye bölünmüş iki insan davranışı: Toplayıcılık ve Avcılık olarak.

Sağ taraf insanlığın ilk toplumsal hareketi olan avcılığa, sol taraf ise toplayıcılığa ve tarıma geçişi ele alıyor.

Dün

Avcı olan insan enerjiye bağımlı olarak yaşar. Tarım kökenli bir insan ise enerjisini hareketlerini kısıtlı bir alana yayarak gidereceği için enerjisini saklayabilir. Avcılar ne yapıp edip avlanmaları gerekecektir. Günlük yaşantılarındaki bilgi-enerji dengesi hayat biçimlerine yansır.

Bilgi-enerji ise evrenin yapı taşlarını  oluşturur. Bilgi ve enerji daima birlikte hareket ediyor gibi görünse bile ikisi arasındaki dengeyi yakalamak çok zordur hatta imkansızdır. Parçacık fiziğinde de olan heisenberg belirsizlik ilkesi buna örnek verilebilir. İnsanlar da durmaksızın enerji-bilgi arasında bulunur ama ikisini aynı anda yapamaz.Her zaman ikisinden biri diğerine kısmen baskın çıkar.

Sağ taraftaki avcılar bir araya gelip geyiği öldürmeye çalışıyor. Sol taraf da ise insanlar dağınık halde ve genelde bireysel duruyor. Sağ taraftaki ağaçlar, sol tarafta çimen yani ekinlere dönüştüğü için toplayıcılar tarıma geçmiştir. Bu avcılığa göre biraz daha üst sınıftır. Sınıfları bu dönemde belirleyen şey aynı zamanda sınırlardır. Tarım toplumu yükseldikçe insanlık tarihide büyük bir oranda değişiyordu çünkü artık bazı insanlar, bazı değerleri şeyleri korumak zorunda hissediyordu. Güçlenme uzun vadede çok çocuk politikasıyla ancak tarım toplumuna geçebilirdi. Avcıların sıkıntı yaşadıkları tek şey ise sınırlı sayıda insan değildi. Onların da bir alanı vardı ama genişti. Senede sadece 2 kere göçle avcı insan konumunda bir çok örnek var ama bu insanların yemek yediği bir çok şeyin ömrü kısaydı. Bu çok fazla enerji isteyen bir durum.

Ortadan başlayıp çıplak bir adamın ayağına kadar olan çizgi ise bu iki toplumun sınırlarının kesin olduğu bir zamanda yaşadıkları anlaşılır. İnsanın genetiğinde bir ‘başkaldırı’ geni var mıdır bilinmez ama insanlık tarihi bir şekilde böyle yürüyor. Bu zamanda ancak toplumsal olarak başkaldırı yapabilenler daha sonra bunu bireysel de yapabilecektir.

Dikey çizginin bittiği yerde ise bu iki topluluğun ileri versiyonlarını görüyoruz. Toplayıcılar artık tamamen tarıma geçmiştir ve medeniyeti oluşturmuşlardır. Avcılar ise bir takım değişikliklere uğramıştır. Sayıları yine azdır ama varlıklarını devam ettirebilmişlerdir.

Sol taraftaki bir mısır firavunu doğrudan yaşananlara bakıyor. baktığın yönün ilerisinde ise elinde mızrak tutan bir heykel var. Tarıma geçen insanlar avcılık ruhlarını bırakamamış, bunun sonucunda ise savaş tanrılarını ortaya çıkarmışlardır.

Firavunun yanındaki üç seçkin insan karşı tarafa bir şeyler sunuyor görünür. Bunun iyi niyetli bir plan olmadığı ortadır. Bu daha çok onları bir işe ikna etmek için olabilir. Kendi işlerine yarayacak bir işi olan tarımcılar, avcıları yemekle ikna etmeye çalışıyor. Ortaya çıkan büyük bir el ise avcı bölümündeki bir cinayete dur demek içindir. Cinsiyeti dahi belli olmayan bir insanı arkadan ilkel biri taşla öldürmeye çalışır. Cinsiyetsiz insan ise sanki hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi çaprazındaki çıplak adamı eliyle gösterir. Avcı kısımda yer alan bütün insanların eli havadadır. Mızrak tutan heykel, eline taş alan adam ve çıplak adamı gösteren cinsiyetsiz insan. Sol taraftaki büyük el ise tarım bölümünün büyüdüğünü gösterir. Onlar ellerini büyüte bilmiştir ve bunun ödülü olarak ince işler yapma yeteneği ve yazıyı geliştirmişlerdir.

Cinsiyetsiz insan aslında bu anlatımdaki en belirlenemez metafordur. Sol taraf onu arkadan öldürmek ister ama sağ taraf onu ehlileştirmek ve ona hediyeler sunmak ister. Nedir bu insanlık tarihini derinden değiştiren ve önemli olan düşünce, varlık, olay, eylem? Ve neden bu kadar önemli bir şey çıplak bir insanı işaret ediyor? Çıplak adamdan başka kimse çıplak değil. Herkesin üstünde öyle ya da böyle bir şeyler var ama onun yok. Bir tür utanç mı? Bu çıplak adam ise ne oldu da tarımdan avcılığa geçmek istiyor? Bu avcılık isteği çok ama çok kritik çünkü, avcılık fikri, avcılıktan çok daha öteye taşınabilecek bir fikir. Avcılık silinecektir ama avcılık fikri silinemez. Cinsiyetsiz insan onu neden işaret ediyor bilinmiyor ama avcılık fikri bunun merkezinde.

Dünde olan son detay ise kolajı ortadan bölen, ressam Jan Van Eyck’in eserinden bir kesit göze çarpıyor. Bu düne hakim bir bakış atan bir gözdür. Her şeyi gören göz, burada cehennemdir. Bütün yaşayan insanların kafasını öyle ya da böyle bir süre meşgul etmiş bir soru: Cehennem?

  1. yüzyılda yapılan bu eser 21. yüzyılda hala güncelliğini koruyor. İnsanlık tarihinin aynı zamanda en sosyal konularını da bu soru şekillendirmiştir. Kolajda dünü gören hakim şey, her şeyi bilen göz cehennemdir.

Dün aynı zamanda ortadaki çizgiye kadar olduğu için bir nevi toprağın altındadır. Bu haliyle cehennem sorusu bunun tohumunu atar. Buradan ise Şeytan bir ağaç gibi kolajı kaplar. O inanılmaz bir şekil değiştirme ustasıdır. İnsanlık onu istemese bile bir şekilde karşılarına çıkmayı ve onları ele geçirmeyi başaran bir imgedir şeytan. Lucifer ve Mephistotales kitaplarındaki şeytanın evriminde de benzer örnekler görebiliriz.

Bugün

Bu gün çizgiden başlar ve kolaj yine sol ve sağ olarak ikiye ayrılır. İlk sınıra göre bu kez sınırı şeytan oluşturur. Tarıma geçiş evresindeki keskin sınırlar yerini çok daha karmaşık bir sınıra bırakmıştır. Hans Memling isimli ressam da 15. yüz yılda yaşamıştır. Bu tarihten günümüze kayıtlar diğer yıllara göre nispeten daha fazladır. Bugün bilginin kontrol edilemez dağılışıyla başlar, yani 15. yüz yıldan.

Sol tarafın çizgisi, sağ tarafta olmayan bir sınırla ilerler. Bu kalıcı yazılara bir göndermedir. Tarıma geçen gündelik hayat bilgiler ışığında ilerleyebilir. Bu ise dinleri, alış-verişleri ve korkuyu çıkarır. Çizginin üstündeki biri sandalyede diğeri çömelmiş iki kişi, bir şeylerde korkuyor. Baktıkları yer ise Şeytanın elinde tuttuğu farklı bir tür heykeldir. Korkunç bir yüz ifadesi, vahşi bir hayvanı andıran duruşu ve garip gözleri. Bu iki insan neden ondan bu kadar korkuyor? Dünde kazanan tarım toplumu nasıl oldu da bu hale düştü?

Belki de bunu yanıtı sağ tarafta yatıyordur. Orada üç farklı imge ve şeytanın elinde tuttuğu bir aile vardır.

Kare bir nesnenin önünde olan adam titizlikle şeytanı izliyor.

Mısır tanrılarından olan Anubis elinde bir kalple bekliyor.

Osmalı padişahlarından Genç Osman uzaktan olanları izliyor.

Peki neden bu üç şey yan yana geldi? Dünde var olan cinsiyetsiz insanı arkadan öldürmeye çalışan Avcılar’ın çocukları nasıl bu duruma geldiler? Yine dünde sol tarafta olan mısır firavununa bağlı olan Anubis neden sağa geçti?

Osmanlı padişahı ise bir nevi zamana adapte olamayanı simgeler. Genç Osman’ın öldürülüşü yılında dünyada ne tür bilimsel keşifler oluyordu, onlar bilmiyordu. Anubis bile şeytanın elinin altında tuttuğu modern aile kafesinde yer edinirken, o edimemiştir. Ki aile de onu görmezden gelerek şeytanı izliyordur.

Şeytanın sol kolu olabilmiş, penceren görünen ama kafeste olduğunu fark edemeyen aile neden bu kadar mutludur? Onlar çok farklı bir dünyadan duruma bakıyorlardır. Sorunları, soruları çok değişmiştir. Onlar Avcıların kazandığını belgeleyen bir delildir. Dünyada sınırlar aşılmak isteniyor. Sınırın ötesinde bütün insanlar aynı çatı altında toparlanırsa neler olur? Bütün insanların takım elbise alacak kadar sürekli gelir etmeleri sağlanırsa, bir şeyler değişir mi?

Buna kuşkusuz ailenin kafesinin üstündeki cinsiyetsiz yüz karar verebilir. Eski korkumuz yine sahnede ama bu kez sadece yüzü var. Bir öncekinde yüzü belli değildi ama bu sefer sadece yüzü var. Şeytana bakışı ise akıllara durgunluk verecek cinsten. Şeytana korku ve merakla bakıyor.

“Düşünüyorum, öyleyse varım” doğruysa burada en karlı yine modern aile kalmıyor mu? Derinlikten yoksun ama çoğalabilir ve bunun sonucunda sürekli sorular üretebilir.

Şeytanın seçimi oldukça iyi. Kolajda sadece üç farklı göz karşıya bakıyor. Birincisi kanatlı iskelet, ikincisi şeytanın karnı ve en üstte şeytanın başı. Üçü de şeytanla bağlantılı. Yukarı çıktıkça şeytanın bakışları netleşiyor. Karında oluşan yüz insanlığın açlığını temsil ediyor. Karnımızı doyurmak uğruna yaptığımız her şey. Sınırlarımızı, planlarımızı belirleyen alışkanlık olan yemek yemek kolajda şeytanın karnıdır ve en büyük yüz ona aittir.

Şeytanın göğsünden başlayan ve başında yoğunlaşan kırmızı rengi ise kolajdaki kırmızı renklerin nerede olduklarına götürüyor. Hemen hemen bütün insanlarda kırmızının bir tonu var.

Şeytanın sol tarafta görünen boynuzu uzayıp ters şekilde duran kadın rahmine değiyor. Sağ taraftaki boynuz ise normal. Acaba bu bir sonraki yarışmanın kazananı mı? Belki bu sefer tarım yani sınırlarımız galip gelir. Tarım ruhu mükemmel derece iyi sınırlar çizebilirse simetri de uzmanlaşabilir. İnsanlık tarihi bireyselleştikçe iyi sınırları olanlar kazanacaktır. Bu keskin bir ayrımdır.

Yarın

Kadın rahminin üstündeki gözleri kapalı kişi bir erkektir. Bütün kolajı gören göz kördür. Bu biraz ironiktir çünkü, bütün sorularımızı oradaki bakış açısıyla yanıtlayabilirdi. Peki tarımcılar nasıl oldu da Yusufçuk böceğine dönüştüler? Ya da Avcılar nasıl oldu da bir kuş oldu? Hemde Kırlangıç?

İki hayvanın özelliklerine bir bakalım.

Kırlangıç kuşunun özellikleri:

Kırlangıç, çok soğuk havalar dışında dünyanın her yerinde yaşamaları mümkün olan kuşlardandır. 10-23 cm civarlarında boyları olup, geniş ve sivri kanatlı, oldukça çatalkuyruklu ve ötücü kuşlardır. Göçmen kuş türlerinden bir kısmını da kırlangıçlar oluşturmaktadır. Yuvalarını çamurdan yaparlar ve yaklaşık 100 türü bulunmaktadır. Kırlangıç türlerinden en çok bilinenleri; kaya kırlangıç, yar kırlangıç, ağaç kırlangıç, tencere kırlangıç ve kır kırlangıç olarak sıralanabilir.
Kırlangıçların ürkek olan yapıları gök gürültüsünden fazla etkilenir. Resmen gök gürlediği zamanlarda korkudan, kendilerinden geçebilirler.”

Yusufçuk böceğinin özellikleri:

“Yusufçuk böceği, eklem bacaklılar familyasında yer alır. Bu böcekler, pek çok kişi tarafından sevilmeyen bir canlı türüdür. Yusufçuk böceklerinin insanlara herhangi bir zararı olduğu görülmemiştir. Aksine yusufçuk böceklerinin dolaylı da olsa faydası olduğu tespit edilmiştir. Bu faydaların en önemlisi, sivrisinekleri avlaması ve bunun sonucunda sivrisinek sayısında azalma görülmesidir. Yusufçuk böceğinin mucizevî bir yapısı olması ise; günümüz teknolojisinde bazı yapılar için ilham kaynağı olmuştur.Medyada çıkan haberlere göre Skorsky helikopter firması tasarladığı bir helikopterde yusufçuk böceğinden ilham almıştır. Yaşayan en ağır böcek türü olan yusufçuk böceğini Amerika kıtasında bulunmuştur.Normal şartlarda pek de büyük olmayan yusufçuk böceklerinin büyük bir havucu 20 saniye içerisinde yiyebildikleri bilinmektedir. Ağırlıkları yaklaşık olarak 100 gramolup, en yaygın olarak Yeni Zelanda’da bulunan adalarda görüldüğü söylenmektedir.”

Yarının kehanetinde bulunan bu iki hayvandan kimin kazanacağını bilmiyoruz. Elimizde sadece ortada bir yarış olduğunu gösteren deliller var. Bu aynı zamanda başta belirttiğim gibi enerji-bilgi dengesini akla getiriyor. İki hayvanda özellikleri gereği bu bir nebze dengeyi oluşturmuşlardır ama kazanan taraf taraf kuşkusuz ki, yaşanılanları iyi analiz eden hayvan olacaktır.

Ertesi Gün

Karşı karşıya gelen iki hayvanın gördüğü bir üçgen. Her şeyi gören göz olmadığı için hepsi farklı hareket edebiliyor. Üçgende bütün imgeler mutasyonu ve ölümü simgeliyor. Bizi bir araya getiren ölüm, cehennem, aile, yarış gibi kodlar artık sadece var olmak için var oluyorlar. Baudrillard’ın düşünsel dünyasıyla bu kavramlar üstüne yoğunlaşabiliriz ama yine de net bir cevap alamayız. Yarından sonrasını bilmek istiyorsak, emin olmadığımız ama bir şekilde olacağını inandığımız şeyler ön plana çıkıyor sanki.

Başta geçen heisenberg belirsizlik ilkesinin ise bu sorunun cevabı olduğuna inanıyorum.

Tarık Bal