Bir eser düşünün ki dört yüzyıl boyunca aynı duyguyu hissettirebilsin. Dinleyen herkesin yüreğinde aynı izleri bırakıp, aynı cümleleri kurdurabilsin.

Albinoni’nin eserini dinlediğinizde her şeyi bırakıp sizde uyandırdığı duyguları listeleyin.

Ayrıntıya inmeden ifade ederseniz ayrılık, ölüm ve hüzün genel bir çerçeve oluşturacaktır.

Bu size basit mi geldi? Şimdi şunu düşünün, bu eser 17. yüzyılda yaşamış bir adamın yüreğinden döküldü. Aradaki dört yüzyıl hiçbir duygunun direnişine engel olamadı. Zira duygular da gözyaşları gibi değil midir? Irk, millet, din ayırt etmez.

Eserin hikayesine gelecek olursak, yangında ailesini çaresizce kaybeden bir adamı anlatır. Albinoni, elem dolu yangından yıllar sonra eline kalemi aldığında yüreğine işlenen o hüznü patlayan bir yanardağdan akan lavlar gibi sermiş yeryüzüne. Bahsettiğimiz duygularla çok da başka değil hatta aynı. Öyküsündeki acı ve bitmişliği öyle güzel aktarmış ki notalara…

Müzik konusunda çok derin bilgilere sahip değilim ancak duyguları olan her insanın yüreğini inceden sızlatacak bir eseri nerde olsa tanırım ve inanın ki bu tam da öyle bir eser.