Menü Kapat

devlet, katliam, toplum, zulüm

Geçen 2 temmuzda sanırım ankarada madımak anması ve protestosunda  şöyle bir pankartla karşılaştım: “devletin dini zulüm, meshebi katliamdır.” Tabii ilk bakışta herkesin onaylayacağı ya da anarşist çevrenin  onaylayacağı bir slogan olmuştur. Yani bir çok açıdan bakınca; olayın öncesinde bir saldırının olacağı beklentisi olay sırasında müdahale edilmemesi ve olay  sonrasında devlet görevlilerinin açıklaması bu düşünceye vardırabiliyor insanı, vardırması da gerekir. Madımak katliamı devletin kontrolünde olmuş bir olaydır yalnız unuttuğumuz  ya da görmezden geldiğimiz nokta  toplumda dinin vs önderliğinde gelişen (ya da toplumun içinde kendiliğinden) faşizm. Olay sonrası devlet görevlilerinin açıklamaları? diye soracaksınız. O siyasetçiler ne aydan ne de başka gezegenden  geldi, onlara küfretmeyi bırakın ya da biraz azaltın onları bu toplum yetiştirdi. Onlar bu toplumda varolan görüşlerin, eylemlerin canlı göstergeleri sadece. Orayı yakanlar ne para için tutulmuş profesyonel kiralık katillerdi ne de bir tür örgüt. Oradaki insanlar her gün sokakta çarşıda vs karşılaşın SIRAdan diye nitelendirilen insanlardı. Düşünsenize sıradan insanlar bunu yapıyorsa diğerleri neler yapar. Neyse sloganın içeriğine ve  Türkiyedeki anarşistlere dönelim. Türkiyede anarşizmin seksen sonrası varlığını göstermeye  başlaması devlet kelimesinin dillerden düşmemesine neden olabilir ama artık  darbenin üzerinden 30 yıldan fazla geçti. Körü körüne anti-devlet propagandası yapmanın bir getirisi olmadığını belkide artık görmek lazım. Geleneksel solun içine doğan anarşizm kendini burada yetiştirmeye çalıştı.  İsyancı yapısından uzaklaşıp kurumsallaştı, profesyonelleşti. Geleneksel solcu yapılar içinde ne günlük hayattaki totalitarizme, ne  aileye ne dine vb karşı hiçbir şey geliştiremedi. Eline kuru kuru devlet karşıtlığı kaldı. Bu solcu yapılar kendi aralarında reformist diye eleştirdikleri bir kaç örgütü 8 haziranda reformist bir eylem olan seçimlerde birleşmeye çağırınca şaşırıp kaldılar. Solcu kuyrukçuluğu yapmaktan bi türlü vazgeçilemedi. Asıl önemli olansa bu reformist diye nitelendirilen bazı yapıların bile toplumdaki faşizme karşı ufakta olsa ses çıkarması ama anarşistlerin hala devlet devlet fuko iktidar  diye boş gevezelik yapması. Hal böyle olunca  ne toplum ve aile baskısıyla sıkışan  gençliğin getirdiği haklı isyanları yakalayabildi ne de marjinal diye nitelendirilen kesimleri. Bu kesimler ya Chp’nin sözde özgürlükçülüğün geleneksel solculukla kavrulmuş  anarşiden daha iyi olduğunu gördüler  ya da bi yerlerde hala  eroin alıp her şeye küfrediyorlar ya da altın vuruşlarını çoktan yapıp veda ettiler.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.

paylaşım