copyright sürekli tartışılan konulardan biri, özellikle internette paylaşım ortamlarının artması ile birlikte açılan davalar ile sürekli karşımıza çıkıyor. copyright neden cici değildir, alternatifleri nelerdir biraz özet geçelim, isteyen vatandaş detayına girsin istedim. tarihine baktığımızda 1700’lere dayanan bir durum söz konusu, öncelikle kitapların izinsiz olarak kopyalanmasını engellemek üzere kanunlar çıkartılıyor. ardından bütün eserlere yansıyor.

günümüzdeki olayın asıl döndüğü nokta olan amerika’da, amerikanın kurucularından thomas jefferson copyright’ı özellikle istenmeyen fakat gerekli olan bir şey olarak görmesine ve tercih ettiği şeyin sadece yaratmaya yetecek kadar teşvik edici bir unsur ve ondan sonra fikirlerin doğada olduğu gibi özgürce aktarılması olmasına rağmen günümüzde işler biraz farklı bir noktaya kaydı. yaratılan bütün çalışmalar copyright ifadesi kullanıp kullanmamasına bakılmadan otomatik olarak copyright kanunları ile korunuyor. copyright korumasının ömrü yaratıcının yaşam süresi artı 70 yıl olarak tanımlanıyor (bizde de böyle). copyright nedir diye baktığımızda bizdeki fikir ve sanat eserleri kanunu amacının şöyle belirtiyor; “kanunun amacı, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir.”

copyright neden sıkıntılıdır:

  • entelektüel birikimin korunmasına gerek yoktur çünkü az bulunur bir şey değildir. bir fikrin alınması onun orijinalinden bir şey eksiltmez, bu sebeple hırsızlık değildir.
  • ücretsiz kültürün, eğitimin ve iletişimin engellenmesi toplumun yararına değildir ve bunu engellemek insan haklarına aykırıdır
  • copyright içerisinde ilk satış hakkı tartışmalı bir noktadır. ürünü satın alan kişi entelektüel birikimin kullanım elde etmektedir. bu da yaratıcılığa teşvik etmez
  • copyright üreticiyi değil yapımcı-yayımcı-basımcı-dağıtımcı firmaların çıkarlarını korumaya yönelik bir kurallar bütünüdür

gibi gibi sebepler mevcuttur. detaylarını okumak isteyenlerin “anti copyright” şeklinde araştırma yapmaları yeterli olacaktır.

copyright’ın alternatiflerine baktığımızda ise copyleft akımını görüyoruz. GNU (GNU’s Not Unix)‘ya göre “copyleft, bir programı veya başka bir çalışmayı, tüm değiştirilmiş ve genişletilmiş sürümleri ile birlikte özgür yapmak. copyleft, değiştirerek ya da değiştirmeyerek yazılımı dağıtan kimsenin, yazılımı kopyalamak ve değiştirmek isteyen kimselere bu özgürlüğü aktarmaları gerektiğini söylüyor. copyleft, her kullanıcının özgürlüğe sahip olmasını garantiliyor. copyright çalışmaların kopyalanmasını, tekrar üretilip dağıtılmasını engellerken, copyleft bunu belirli lisanslarla özgür kılıyor. bu özgürlükler şöyle;

  • herhangi bir amaç için yazılımı çalıştırma özgürlüğü (özgürlük 0)
  • yazılımın nasıl çalıştığını öğrenme ve ihtiyaca göre uyarlayabilme özgürlüğü (özgürlük 1)
  • kopyaları dağıtma özgürlüğü. böylece komşunuza yardım edebilirsiniz (özgürlük 2)
  • yazılımı geliştirme ve değişiklikleri yayınlama özgürlüğü. böylece herkes faydalanabilir (özgürlük 3) – kaynak kodlara ulaşmak bu şart için gereklidir.

copyleft’ten esinlenerek, biraz da wikipedia sayesinde ortaya çıkan copyright ile copyleft arasında bence biraz sıkıntılı olan creative commons (cc)’da mevcut. özetle creative commons “her hakkı saklıdır” demek yerine “bazı hakları saklıdır” diyor. hangi hakların saklı olduğunu da eser sahibi belirliyor.

kendisi ne kadar sallıyor bilmiyorum ama bütün eserleri bir şekilde copyright ibaresi içeren ya da aslında içermek zorunda olan jim jarmush abimiz bence olayı özetliyor.

hiçbir şey orijinal değildir. hayalgücünüzü gazlayan, sizi ilhamla titreştiren heryerden çalın. eski filmlerden, yeni filmlerden, müzikten, kitaplardan, resimlerden, fotoğraflardan, şiirlerden, rüyalardan, rastgele sohbetlerden, mimariden, köprülerden, tabelalardan, ağaçlardan, bulutlardan, sulak havzalardan, ışık ve gölgelerden beslenin. sadece ve sadece ruhunuza seslenen şeyleri malzeme alın. bunu yaparsanız işiniz (ve hırsızlığınız) özgün olur. özgünlük paha biçilmez, orijinallik safsatadır. bunları yaptıktan sonra da hırsızlığınızı saklamakla uğraşmayın, tam tersine değerini bilin. jean-luc godard’ın “nerden aldığınız değil, nereye götürdüğünüz önemlidir.” sözünü hep aklınızda tutun.”

detaylı yazmak istemedim, okumaya devam diyenlere kaynaklar şöyle;

birdirbir’den koray löker‘in konu ile ilgili on numara sunumunu muhakkak izleyin derim.