başkaldırısal çare

freud’un sedirine uzanıp ‘humor’u bize açıklamasını istediğimizde, denkleştirebildiğimiz sonuç şu: kişi, dış baskıların hışımı karşısında kend-özünü hırpalattırmamak için, hatta yitirmemek için ‘humor’u bir savunma mekanizması olarak kullanmaktadır. bu ‘savunma’ apansız bir paradoksla, bir ters-yüzle, bir başkaldırıya, bir saldırıya dönüşmektedir. buna ‘baskının, acının üstüne gidiş’ de diyebiliriz. freud’un verdiği örnekte, idam mahkumu, bir pazartesi sabahı sehpaya götürülüyor; celladına dönüp ‘bu hafta amma güzel başladı!’ veya ‘bu bana iyi bir ders olacak!’ deyiverecektir. işte bu sözle, daha doğrusu bu davranışla kazandığı nefes payı, bu ‘feci akibet’ karşısında kişiliğinin dağılıp gitmemesini sağlayacak, olayı nesnelleştirerek serinkanlılıkla gözlemleyip algılamasına elverecektir. dava, ‘acı’nın karşısında özünün bütünlüğünü koruma davasıdır. böyle bir davranış ise doğadan bir hayli kopmuş, kentleşmiş, sanayileşmiş, dolayısıyla dış baskıların, insandan-insana ivmesi üstünde örgütlendiği toplumlarda ancak devreye girebilecektir. köylüklerde, kırsal toplumlarda ise geçer-akçe olan çare, tevekkül’dür. onun içindir ki biz de kentleştiğimiz, sanayileştiğimiz ölçüde o ‘humor’ denilen ‘başkaldırısal çare’nin dairesine yavaş yavaş girmekteyiz. (1983)

can yücel 

ölüler böyle sever

Boru çalan biri tarafından uyandırılmak istemiyordum. Arkadaşlık edip çarşı izinlerinde birlikte içki içeceğim, ranzamda sırt üstü uzanıp gülünç olmayan, aşikar ve belden aşağı fıkralarını dinlemek zorunda kalacağım bir grup gürbüz abaza amerikan futbolu hastası besili otuzbirci sevimli korkak pembe tenli osurukçu Amerikalı ile aynı barakada yatmak istemiyordum. Askeriyenin insana batan battaniyelerini, üniformalarını ve insanlığını istemiyordum. Onlarla aynı yere sıçmak, aynı yere işemek, aynı orospuyu paylaşmak istemiyordum. Ayak tırnaklarına bakmak veya eve yazdıkları mektupları okumak istemiyordum. Tek sıra yürürken önümde kıçlarını görmek istemiyordum. Arkadaşlık kurmak istemiyordum, düşman edinmek istemiyordum. İstemiyordum işte, ne onları, ne de yollarını. Öldürmenin veya ölmenin fazlaca bir önemi yoktu./ charles bukowski

Benim Adım?

Benim adım Saro Nene. Heredan’daki evimizde tarhana hazırlayıp turşu kurduğum o yıl kara haber köye ulaştı: “Ermeniler köylerini boşaltıp Kafle’ye çıkacak!” Kafle yollarına beş çocuğumla birlikte çıkmış Urfa’ya geldiğimizde yapayalnız kalmıştım. İkisi ölmüştü. İkisini Daciglere emanet etmiş, biriniyse yolda kaybetmiştim. Kaybettiğim oğlumu yıllar sonra bulduğumda iki öğüdüm oldu ona. Heredan’a bir daha ayak basmayacaksın. Bir

okumaya devam

izler.

Havadaki ağır kasvet kokusunun, sudaki acılığın fazla olduğu günlerde.. O günlere ait tezatlıklarla ilgili.. Kavramların karmaşası.. Kimi zaman uçup giden kuşun kanadında zannettiğin özgürlük, gökyüzünde kuşun giderek soluklaşması gibi yok oluyor belleğinde, kimi zaman bi otobüs bileti olarak çıkıyor karşına binlerce belirsizliğin arasında tüm ihtişamıyla özgürlük. Her türlü kavrama yeni anlamlar yüklemeye devam ederken, daha

okumaya devam

c sınıfı ekşın filmleri ve dövülen araplar ve çak noris

Arap erkekler sabah kalkar kalkmaz namaz kılar ve hemen, ”hele abudullah bugün kötülük yapmak için ne güzel bir gün değil mi?” diye sorarlar birbirlerine-bakar bakar bakar durarak- çak norisi hesaba katma(ndudan)dan. Oysaki o sarı sakallarıyla, dandik tekmeleriyle ve keleşiyle beklemektedir bu beyinsiz arapların cihadını. Arap erkekler mutlaka bir kadın kaçırır ve bu kadın şort giymiş

okumaya devam

100 temelsiz eser

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 100 temel eser saçmalığına giren Tolstoylar, Turgenyevler, Dostoyevskiler, Ahmet Rasimler, Halide Edib Adıvarlar, Orhan Veliler, Kemal Tahir, Gustav Flaubertler, Cengiz Aytmatovlar, John Steinbeckler, Jack Londonlar vs. acaba bu listeden çıkmak için neler yapardı? Bilinmez. Ama bu listede bir Anayurt Oteli vardı ki eyvah eyvah! Tavayla kafasına vurarak öldürülen kediler, off köpek eşliğinde

okumaya devam