padişah ile aslan

Perdelersizdir, kalıp sabunlarsızdır; uzamış pencereleri düşünüyorum. Düşünüyoruz tarihte karaşın. Çınarlar geceleri büyür. Osuruk ağaçları gündüzleri küçülür bir kent. Çok eski adıyla İstanbul. Ve Topkapı Sarayı. Sarayburnu-Gülhane-Cankurtaran arasındaymış yüksekte. Sultanahmet’ten gidiliyordur. (Benim uydurduğum) Girit taşları ile güzel döşenmiş bir avludur. İşte orada bir aslanhane varmış. Bir insan takviminde, 19. yüzyıl, bir padişah bir aslanla arkadaşlığı ilerletmiş

kendi kafanızı kazıma kılavuzu – 14

R- Rus Pazarındaki Kelebekler için R Bildiğim bütün hikayeleri sonuncu kelebeğin üzerine okudum. Duyduklarım. Okuduklarım. Yaşadıklarım ve uydurduklarım. Ekinoksun birinci saatindeydik. Ocağın üzerindeki tencerenin dibinde küflenmeye terk edilmiş hazır çorba artıklarını mideye indiren cinlerin homurtuları eşliğinde. Ceset yatak odasındaydı bu sırada. Kime ait olduğunun önemi yok. Bir kere öldükten sonra tüm ölüler birbirine benzer zira.

Minerva’nın Baykuşu’nun Prozac Bağımlılığı

Hayatta hiçbir şey tamamlanmaz zira hayatın akışını bir doğru şeklinde görmek yanılsamadır- hayatta kalabilmek adına üretilmiş bir yanılsama. Anın içinde kalabilmek, şeyleri kendi için bir nesne şeklinde, bağımsız bir halde görebilmek için mutlaka belli bir yanılsama perdesi çekilmelidir. Anın içinde, gerçekliğin yaşandığını ilan eden bir yanılsama. Doğum anındaki tamlıktan kopuş, eksikliğin varlığa girişi ve arzunun,

Toplumsuz Gerçekçiliğin Terki – Bir Bırakış Denemesi

Kim bilir hangi bedende gezmede Bulut’a… Özgürlüğün bir sistem meselesi olmasa da, yani sistemli-sistemsel bir uğraşın amacına, bir hesap pusulası kalemine indirgenemeyecek bir yerde dursa da, gene de iki asli, kadim kavramla devamlı bir temas içinde olduğu söylenebilir: kurtuluş ve barış. Bunları çizgisel bir sıraya koymak, birini diğerinin nedeni yahut sonucu olarak sabitlemek, kavramları yukarıda

devam etmek gerekiyor…

(…) belki çok geç, belki çoktan oldu. bunu nasıl bilebilirim? asla bilemeyeceğim. sessizlikte bunu bilmek mümkün değil. belki kapı. belki de kapının önündeyim. şaşırtırdı bu beni. belki benim, bendim, bir yerlerdeyim, yola çıkabilirim. tüm bu süre boyunca yolculuk ediyordum, bunu bilmeden. kapının önünde duran benim. hangi kapının? bu kapının burada işi ne? bunlar son sözcükler,

Ufak Tefek İsyanlar

​İnsanlar izin verdiğimiz kadar hissettiriyorlar. Ve davranışlarımızın şekillendirdiği duyguları yaşıyoruz. Bazen kendimizi çok büyük görüyoruz. Hak ettiğimizi iddia ettiğimiz değerlerin yoksunluğuyla bunlara sahip olan o ‘mükemmel’ insanlara imreniyoruz. İstediklerimize sahip olanları kıskanıyoruz. Hak ettiğimizi iddia ettiklerimizle mükemmele ulaşmaya çalışıyoruz. Bu hak ettiklerimiz diyebilme lüksünü bize kim verdi, biz neye göre bir şeyleri hak ettiğimizi sanabiliyoruz,