Güz Çiçeklerinden Nâzım’a Çelenk

Niçin öldün Nâzım?
Ne yaparız şimdi biz
şarkılarından yoksun?
Nerde buluruz başka bir pınar ki
onda bizi karşıladığın gülümseme olsun?
Seninki gibi ateşle su karışık
acıyla sevinç dolu,
gerçeğe çağıran bakışı nerde bulalım?

Kardeşim,
öyle derin duygular, düşünceler yarattın ki bende,
denizden esen acı rüzgâr
kapacak olsa bunları
bulut gibi, yaprak gibi sürüklenir,
yaşarken seçtiğin
ve ölümden sonra sana barınak olan
oraya, uzak toprağa düşerler.

Al sana bir demet Şili kasımpatlarından,
al güney denizleri üstündeki ayın soğuk parlaklığını,
halkların savaşını, kendi dövüşümü
ve yurdumun kederli davullarının boğuk gürültüsünü
kardeşim benim, dünyada nasıl yalnızım sensiz,
çiçek açmış kiraz ağacının altınına benzeyen yüzüne hasret,
benim için ekmek olan, susuzluğumu gideren, kanıma güç
veren dostluğundan yoksun.

Hapisten çıktığında karşılaşmıştık seninle,
zorbalık ve acı kuyusu gibi loş hapisten,
zulmün izlerini görmüştüm ellerinde,
kinin oklarını aramıştım gözlerinde,
ama parlak bir yüreğin vardı,
yara ve ışık dolu bir yürek.

Ne yapayım ben şimdi?
Tasarlanabilir mi dünya
her yana ektiğin çiçekler olmadan?
Nasıl yaşamalı seni örnek almadan,
senin halk zekânı, ozanlık gücünü duymadan?
Böyle olduğun için teşekkürler,
teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için.

Pablo Neruda

Bukowski, şiir üzerine

Bukowski’nin şiir üzerine bir televizyon röportajı. Çeviri benim, sıkıldığım kısımlarını atladım. bu da orjinali. http://www.youtube.com/watch?v=r1e5Jeh2Fk0 “Şairleri okumak olabilecek en sıkıcı şeydi. Hatta eski büyük romancıları bile. Dedim ki, “Tolstoy özel olmalı” yatağa yattım, Savaş ve Barış’ı okumaya başladım. Okudum, okudum, dedim ki, “savaşla barışın özelliği nerde?” Gerçekten anlamaya çalıştım. Ve eski büyük şairler. Onların işlerini

okumaya devam

arkamdan konuşmasınlar diye

Her donkişotun bir yeldeğirmeni vardır
Benim ki Heybeli’de
Yarı yarıya yıkık
Üstünde
Kırmızı üstüne beyaz beyaz harflerle
Kocaman
TÜRKIYE HALK BANKASI
Yazılı
Vallahi billahi de
Beş kuruş almadım o reklam için

can yücel

rahat uyu can baba.

küçük kız

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima’da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin,
şeker de yiyebilsinler.

nazım hikmet

hiroşima’da öleli 64 yıl oldu.

god is busy may i help you?

i know, i’m stranger in your land,
i know, ladies and gentlemen,
i know, i am coming here to stay,
and take your jobs away.

and you know, i will trade your soul for mine,
freedom doesn’t cost a dime,
don’t waste your time, religion is crime,
i can make your problems go away right now,

’cause god is busy, may i help you?

i know, stayed way too long,
i know, we are not cute anymore,
i know, you will never hear this song
on the radio.

an you know, every word is truth and i,
i can make you laugh and cry,
and slivovica,rakija,
she can make your problems go away right now,

’cause god is busy, may i help you?

kultur shock

çember

ya dışındasındır çemberin
ya da içinde yer alacaksın
kendin içindeyken kafan dışındaysa

çaresi yok kardeşim
her akşam böyle içip, kederlenip mutsuz olacaksın
meyhane masalarında kahrolacaksın

şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın,
ya dışındasındır çemberin,
ya da içinde yer alacaksın.

can yücel

before the rain‘de çember demişken, bir de bu açıdan bakmak lazım.