mahvolmuş

mahvolmuş hayatlar
olağandır
bilgeler için de
ahmaklar için de.

ancak
o mahvolmuş hayat
bizimki olduğunda,
işte o zaman
farkına varırız
intiharların,ayyaşların,hapisane
kuşlarının,uyuşturucu müptelaları
ve benzerlerinin.
varoluşun
menekşeler kadar,
gökkuşağı
kasırga
ve
tamtakır
mutfak
dolabı
kadar
olağan
bir
parçası
olduklarının.

bir fark

bir faşistten
daha öte
olmayan biri
faşisttir belki

ama
antifaşist
olmaktan öte
birşey olmayan biri
antifaşist değildir belki

erich fried

o’na.

erich fried

benim marxım senin marxının
sakalını yolar

benim engelsim senin engelsinin
dişlerini döktürür

benim leninim senin lenininin
kemiklerini kırar

bizim stalinimiz sizin stalininizi
ensesinden vurur

bizim troçkimiz sizin troçkinizin
kafasını yarar

bizim maomuz sizin maonuzu
yangtze nehrinde boğar

kapatmasın diye bundan böyle
zaferin yolunu

erich fried
/ seçmeler

ansı

kızma anne, seni kırmak istemedim, bu kırılan sadece omuriliğim (zaten) ayakta kalmayı sevmedim hiç… kendi içinde yolculuklar ederken jilet kanatlarını hep kendi ruhuna çırpan kelebek düşü müyüm; yoksa keskini hep kendine kapanan bir sustalı mıyım, susup duran ve kanayan? zaman ne, yer ne? bu uçuşan insancıklar ve gündeliklikler neden? burası neresi yaaa? kimsiniz hepiniz? kim

okumaya devam

gidelim buralardan..

geceden bir tekne yapalım mı? ilk ışıkla gidelim buralardan, rüzgara karşı yürüyelim. belki bi uçurtmamız yok ama, pazar poşetlerinden en güzelini yapalım. gökyüzünden püsküller takalım rengarenk.. sevdiğimiz türküleri ıslığımızla söyleyelim.. beraber trene binelim ve gidelim bir yerlere, kaybettiğimiz çocukluğumuzu bulmaya. belki denk gelir çakışırız saklambaç oynarken, ama sen kaldırımda öp ve kaç beni.. utancımı bana

okumaya devam