dawlishli punklara

elektrikli saçlarınızın altın sarısı güzelliği Blake’in Kutlu Gün çocuğu gibi,
sanayi çarmıhı için açıyorsunuz kollarınızı
üretim hattında kazandığınız haftada 45 sterlin
15’i vergiye gidiyor, bayan thatcher’in nükleer dölyatağı kabarıyor yavaşça
demir leydi öküz gibi yiyor erkinizle saatlerinizi sterlinlerinizle onurunuzu
radyoaktif çişini fışkırtıyor mantarlarla bezeli koyun otlaklarınıza.
“kentsoylulara karşı!” bayrak açıyor küstahlığınız, o biçim giysileriniz
paranın yerleşik düzeni’ne karşı pata küte takılıyonuz garajlarda filan döktüren gruplarla
elektronik fabrikasındaki gırgır köleliğin ardından
gümüş iğneleri takıyonuz burnunuza, kulağınıza altın küpeleri
muhabbet ediyonuz plymouth trenindeki profesörle, hani şey diye soruyordu
“gazetelerde yazdığı, televizyonda hep söylenip durduğu gibi beyinlerinizi haşat ediyo mu harbiden marihuana?”
anası bellemiş, ilençli bebeler tepinip duran bir vagonda cornwall kıyı hattında, uğurlar ola danseden devriminize!
altın sarısı oxford hanımefendilerininki denli güzel mi güzel gövdelerinizle-
sizin üşütük öfkeniz cambridge’deki öyle dudak büzmeli falan kesip durmalardan daha yalınkat, daha çelebi be,
sizin ağzınızda daha sıkı argo var, daha çok öpücük helal eton’da çayını ayıla bayıla yudumlayan mülteci molozlardan
çörekler ve geleneksel kaymağınız üzerine fısıldaşan şu hıyarlar hani
müziğinizi yönlendirip el emeğinizi vergilendirmeyi bir resmi sırlar yasası’yla kıyak küstah dilinizi yola getirmeyi tasarlayan sinsi sinsi

allen ginsberg

mahvolmuş

mahvolmuş hayatlar
olağandır
bilgeler için de
ahmaklar için de.

ancak
o mahvolmuş hayat
bizimki olduğunda,
işte o zaman
farkına varırız
intiharların,ayyaşların,hapisane
kuşlarının,uyuşturucu müptelaları
ve benzerlerinin.
varoluşun
menekşeler kadar,
gökkuşağı
kasırga
ve
tamtakır
mutfak
dolabı
kadar
olağan
bir
parçası
olduklarının.

bir fark

bir faşistten
daha öte
olmayan biri
faşisttir belki

ama
antifaşist
olmaktan öte
birşey olmayan biri
antifaşist değildir belki

erich fried

o’na.

erich fried

benim marxım senin marxının
sakalını yolar

benim engelsim senin engelsinin
dişlerini döktürür

benim leninim senin lenininin
kemiklerini kırar

bizim stalinimiz sizin stalininizi
ensesinden vurur

bizim troçkimiz sizin troçkinizin
kafasını yarar

bizim maomuz sizin maonuzu
yangtze nehrinde boğar

kapatmasın diye bundan böyle
zaferin yolunu

erich fried
/ seçmeler

ansı

kızma anne, seni kırmak istemedim, bu kırılan sadece omuriliğim (zaten) ayakta kalmayı sevmedim hiç… kendi içinde yolculuklar ederken jilet kanatlarını hep kendi ruhuna çırpan kelebek düşü müyüm; yoksa keskini hep kendine kapanan bir sustalı mıyım, susup duran ve kanayan? zaman ne, yer ne? bu uçuşan insancıklar ve gündeliklikler neden? burası neresi yaaa? kimsiniz hepiniz? kim

okumaya devam